Ana Sayfa arrow Sevgili Peygamberim arrow Kibir ve Gururla Yaklaşan Hasım Ordu
Kibir ve Gururla Yaklaşan Hasım Ordu PDF Yazdır E-posta
Kureyş, Cuhfe'ye yeni geldiklerinde zaman, Cüheym bin Salt, uyku ile uyanıklık arasında bir rüya görmüş:
 

At sırtında duran bir adam; bir devenin yularından tutuyor. Kim olduğu belli olmayan adam, az sonra "şu şu şu isimli kimseler yapılacak Bedr cenginde katledilecekler" diyor ve yularından tuttuğu devenin göğsünü bir bıçakla yarıp hayvanı serbest bırakıyor. Can havliyle kaçan deve hemen her çadırı kana buluyor...

Cuheym, uyanıp da bunu anlattığında kulaktan kulağa yayılarak ta Ebu Cehil'e kadar gelmiş.

Ebu Cehil'in cevabı yine öfke doluymuş:

-İşte Peygamberlik heveslisi biri daha! Kimin kimi öldüreceğinin belli olmasına az kaldı. O âsilerin sonu geldi sonu; siz neden bahsediyorsunuz?

İşte Utbe'nin bahsettiği rüya bu...

.....

.....

Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan Muharebeden bir önce ki gece; serin çöl iklimi...ay hemen hemen bedr halinde...ayın etrafında geniş bir hale ve gökte ışıklarını kırpıştırıp duran milyonlarca yıldız..

Bir kaç insan, bir kuytuda bu güzellikten habersiz sıkıntılar içinde konuşuyorlar. Bunlardan biri Utbe bin Rebia diğeri Hakim bin Hizam, Ebu Cehil de onları dinliyor.

-Ya Hakim bu nasıl işdir? Maksat kervansa işte Ebû Süfyan, "tehlike kalmadığına" dair haber yolladı. Nedir bu kan tutması. Yani ben öz oğluma kılıç mı çekeceğim! Ebu Huzeyfe'yi kendi ellerimle mi kanlara bulayacağım; O'nun başını kendi kılıcımla mı gövdesinden ayıracağım? Hem de müslümanları vatanlarında basıyoruz. Sen bu işlere ne diyorsun ya Eba Halid? Konuş; bir şeyler anlat.. Şu hale bak! Etrafa bir nöbetçi bile dikilmemiş. Ya biz uykudayken bir saldırı olsa!

-Evet düşünmeye, doğru karar vermeye mecburuz. Bu bir...ikincisi emniyetimiz için nöbetçi şart.

Ebu Cehil:

-Ne korkak insanlarsınız öyle! Muhammedi'ler hangi cesaretle azametli Kureyş ordusuna baskın düzenleyecek! Siz isterseniz kendi kabilelerinizden nöbetçi dikin. Ben, kabilemden kimseyi nöbete ayırmayacağım... hadi geç oldu; ben yatmaya gidiyorum.

.....

Ebu Cehil, yolda Ahnes bin Şerik'e rastladı.

-Ya Ebü'l Hakem doğru söyle. Şurada ne ikimizden gayri kimse var; ne bizi işiten..

-Lafı ağzında geveleme de ne diyeceksen çabuk de!

-Sence Muhammed doğru sözlü bir insan mı; yoksa yalan mı söylemekte...

-O doğru sözlüdür!

-E, peki öyleyse bu düşmanlık niye?

-Muhammed'in doğru sözlü olması; kendisine bizi asırlardır mensubu olduğumuz dinimizden ayırma hakkı vermez! Teamüllerimizi yıkma hakkı vermez! Bir cümle söylemekle köleleri efendilerinin seviyesine çıkarma hakkı vermez!!! Anladın mı?

Sırım gibi kupkuru adam oradan hızla uzaklaşırken hafifçe esen rüzgâr, serpuşunun omuzundaki uzantısını geriye doğru uçuşturuyor, entarisinin eteklerini bacaklarına doluyordu.

.....

.....

Müşrik kuvvetleri savaş meydanına hareket etmeden evvel Hakim bin Hizam, Utbe bin Rebia'ya geldi.

-Ya Eba Velid! Ebu Üsame'nin anlattıklarını unutamıyorum. Bir felaketten endişeliyim. Senden ricam şu: Sen Kureyş'in büyüklerindensin. Herkes sözünü dinler. Eğer iyilikle anılmak istersen şimdi diyeceğimi yap...

-Nedir o; merak ettim..

-"Amr bin Hadrami'nin müslümanlara ganimet olarak verdiği malı ben ödeyeceğim" de; bu ihtilaf burada bitsin; kardeş kardeşi öldürmesin...

-Hay hay. Ben bunu severek yaparım. Ama Ebu Cehili nasıl vazgeçireceğiz? O hararetle silahlı çatışmadan yana. İstersen git kendisini bul ve benim Amr'ın ziyanını karşılamaya hazır olduğumu haber ver, Mekke'ye dönmemiz için de ısrar et bakalım ne diyecek...

.....

Hakîm, Ebu Cehil'e gelip Utbe ile arasındaki konuşmayı hikâye etmeye başladı. Zeytinyağı ile sinirli sinirli kılıcını yağlarken, bir taraftan da Hakîm bin Hizam'ı dinleyen Ebu Cehil, Hakim'in sözü bitince Utbe bin Rebia'ya hakaretler yağdırdı:

-Utbe'nin oğlu karşı saflarda oğlu olduğu için böyle konuşuyor. Müslümanlarla alâkalı haberler gelince anlaşılan korku tâ ciğerine işlemiş...

Dedi ve Amr bin Hadrami'yi çağırtarak:

-Bak sözde dostumuz olan Utbe tam intikamımız alınacakken milleti savaştan soğutmaya çalışıyor. Çabuk sen de karşı tedbir al; orduyu harbe teşvik et; şiirler söyle, ateşli nutuklar ver.

Amr, yüksek bir yere çıkarak arab lisanın bütün imkânlarını kullanmaya başladı.

.....

.....

Ebu Cehil'in "korku, Utbe'nin tâ ciğerine işlemiş" sözü Utbe'yi çok sinirlendirdi ve O'nu korkusuz olduğunu isbat iddiasına sürükledi; veya ebedi felakete...halbu-ki "demişse demiş" diyebilseydi. Kim bilir neler olurdu.

.....

Utbe, al al yanaklarla bağırıyor..

-Ben mi korkağım, yoksa o kadınlar gibi koku sürünen mi; harbde koku sürünme hafifliğini işleyen mi korkak göreceğiz! Çabuk bana bir miğfer bulun!..

...kafası o kadar iri idi ki uygun bir miğfer bulunamadı.

.....

.....

 

Utbe bin Rebia o kızgınlıkta iken îmâ ile karşılaştı... îmâ da Hakim'in dediklerini tekrarladı:

-Dostlarının Nahle'de uğradığı zarar bedelinin üzerine al sonra bunun kavmine bölüştürürsün. Bu iş bitsin.

...ancak, bu sırada Âmr bin Hadrami, var kuvvetiyle bağıra-çağıra herkesin içinde Utbe'yi kötülüyordu..

Ebu Cehil, zevkler içinde...

Utbe bin Rebia iyice köpürdü...

Neticede Ebu Cehil ve taraftarlarının dediği oldu: Müslümanlar cezalandırılacaktı.. Gururlu Kureyş ordusu, yürüyüşe geçti...güneş mızrak mızrak yükseliyor. Sancakları Nadr bin Haris, Talha bin Ebu Talha ve Ebu Aziz bin Umeyr taşımakta...

Akankal kum tepesini aşarak Bedr tarafına ilk giren kâfir atlısı Zam'a bin Esved oldu. O'nu oğlu takip ediyor.

Düşman ordusu, zırhlar içinde...miğferleri, mızrakları, kılıçları, atlarının koşumu güneş vurdıkça yıldır yıldır yanıyor...gelenlerin tepeyi aşarak vadiye inmeleri hayli zaman sürdü.. Bin kişiye yakın bir ordunun mağrurane intikali...

.....

.....

 

Kibir ve gururla yaklaşan hasım orduyu ilk karşılayan Sevgili Peygamberimiz'in dua okları oldu, sallallahü aleyhi ve sellem:

-Allah'ım! İşte Kureyş ordusu karşıdan sökün etti. Azametli ve mağrurlar.

-Allahım! Bu düşman ordusu sana meydan okuyor; Resulünü yalanlıyor.

-Allahım! bana kitap indirdin. Sana ortak koşan düşmanlarınla harbetmeyi emrettin.

-Allahım! Sen, vaadinden dönmezsin.

-Allahım! Bu gelen orduyu mücahidlerinin eliyle mağlup ve perişan eyle.

.....

 
< Önceki   Sonraki >