Ana Sayfa arrow Eshâb-ı Kirâm arrow Osmân radıyallahü teâlâ anh hazretlerinin şânları ve şerefleri için nâzil olan âyet-i kerîmeler
Osmân radıyallahü teâlâ anh hazretlerinin şânları ve şerefleri için nâzil olan âyet-i kerîmeler PDF Yazdır E-posta

Otuzaltıncı MeImagenâkıb: Osmân “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin şânları ve şerefleri için nâzil olan âyet-i kerîmeler:

1– İslâm dîni yayılmağa başlayınca, her tarafdan arablar Medîne-i münevvereye gelmeğe başladılar. Mescid-i şerîf dar olduğu için, gelenler yer bulamadığından sahrâda çadır kurup, oturdular. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (Her kim bu bizim mescidimizi, bir zrâ’ dahî büyültürse, Cennet onun içindir.) Osmân “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri, yâ Resûlallah! Benim malım ve mülküm sana fedâdır. Ben kemter kulun [kölen] genişleteyim, dedi. Sonra kırk zrâ’ genişletdi. Allahü teâlâ hazretleri, meâl-i şerîfi; (Allahü teâlânın mescidlerini, ancak Allaha ve âhıret gününe inanan, nemâz kılan, zekât veren ve yalnız Allahü teâlâdan korkan kimseler ta’mîr eder. Bu vasfdaki kimselere Cennete götürecek amelleri yapmak lâzım olur) olan Tevbe sûresi onsekizinci âyet-i kerîmesini gönderdi.

2– Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri, müslimânlara, birbirinizle ittifâk edip, mallarınızın bir mikdârını vâcib ve bir mikdârını tetavvu’ olarak Allah yolunda harc edin, buyurmuşdu. Onlara, ittifâklarının netîcesinin bereketinin nasıl olacağını ve onun sevâbının haddi [mikdârı] ne kadar olacağını beyân buyurmuş, meâl-i şerîfi, (Müslimânlardan mallarını cihâd veyâ dahâ başka hayrlı işler gibi, Allahü teâlânın gösterdiği yolda sarf etmeleri, bir dâneyi tarlaya ekip, bundan yedi başak ve her bir başakdan yüz dâne almağa benzer. Allahü teâlâ dilediği kimselere bu kat kat artdırmağı veyâ dahâ fazlasını kulun malını dağıtmasındaki ihlâsı nisbetinde, sevâbını on, yetmiş, yediyüz veyâ dahâ fazla katları kadar artdırır. Allahü teâlâ vasi’dir. Alîmdir. Allah yolunda mal sarf edenler, sarf etdiklerinde men’ ve ezâ etmiyenler, Rablarının yanında büyük sevâblara kavuşurlar. Onlar için, âhıretde korku ve dünyâ işlerinde üzüntü yokdur.) olan, Bekara sûresi 261, 262.ci âyet-i kerîmeleri ile bildirmişdir.

Minnet, ni’meti yâd etmekdir. Söylemek ve saymak yolu ile başa kakmak, o ni’metin sevâbını kesmeğe sebeb olur. Bunun azı odur ki, bir kimseye in’âm ve ihsân eder. Sonra onu o kimsenin istemediği yerde yâd eder. Veyâ onun akebinde bir söz söyler ki, o kimseye hoş gelmez. Veyâ nice kerre sana in’âm etdim, hiç şükrünü etmedin diye söyler. Bir kimseye hiçbir şeyi vermemek, ona birşey verip de, sonra minnet etmekle rencîde etmekden iyidir. Zeyd bin İslâm der ki: Babam bana dedi ki, bir kimseye bir şey verdiğin zemân, böyle bilesin ki, ona senin selâmından bir nesne gönlüne gelir. Selâmı ondan geri tut. Tâ ki, o ni’met halâs kalsın.) Ebû Esâmenin yanına bir kadın geldi ve dedi ki, hakîkat üzere gazâ eden bir mertden bana haber ver ki, bir okum vardı, ona vereyim. Ebû Esâme dedi: Allahü teâlâ bulunduğun cem’iyyetde seni mubârek etsin ki, onları; dahâ vermezden evvel rencîde etdin. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri, kulları üzerine, iyilik edip, başa kakmayı, verdiği ni’meti verdiğini söylemeği harâm etmişdir. Ni’meti yâd ederken başa kakmamalı, karşısındakine mağrûr olmamalıdır. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri kullara ni’met verir ve onlara minnet eder. Allahü tebâreke ve teâlânın minneti yâd etdirmek ni’meti olur. Böylece o kimse, birşey verince mağrûr olmamalıdır.

Meâl-i şerîfi (Mallarını cihâd ve hayr işlerinde Allah için harcayanlar...) olan Bekara sûresinin 262.ci âyeti kerîmesi Osmân bin Affân, Abdürrahmân bin Avf “radıyallahü teâlâ anhümâ” hazretlerinin şân-ı şerîfleri için nâzil olmuşdur. Abdürrahmân bin Avf, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” huzûr-ı şerîflerine, dört bin dirhem ile geldiler. Dedi ki, yâ Resûlallah! Yanımda sekiz bin dirhem var idi. Dört bin dirhemini ıyâlime nafaka için alıkoydum. Dört bin dirhemini getirdim. Allahü teâlâ hazretlerine karz-ı hasen [ödünç] verdim. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Allahü tebâreke ve teâlâ verdiğine ve hem de ıyâlin için alakoyduğuna bereket versin. Fekat Osmân “radıyallahü teâlâ anh” Tebûk gazâsında buyurdular ki, techîzatı olmıyan herkesin techîzatını almak benim üzerime olsun. Bin deve yükü ile gâzîlerin techîzâtına sarf etdi. Allahü teâlâ bu âyet-i kerîmeyi onların şânları için gönderdi. Abdürrahmân bin Sümre “radıyallahü teâlâ anh” der ki: Osmân “radıyallahü teâlâ anh” bin kırmızı altın getirdi. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin kucağına dökdü. Dahâ önce de beyân olunmuşdur. Hazret-i Habîb-i ekrem mubârek eli ile o altınları döndürüp, buyurdular ki, (Affân oğluna, bugünden sonra her ne ederse, ziyân etmez!) Ebû Sa’îd-i Hudrî “radıyallahü teâlâ anh” der ki: Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerini gördüm. Mubârek ellerini kaldırmış, Osmâna şöyle düâ buyururdu: (Yâ Rabbî! Ben Osmândan râzıyım. Sen de râzı ol!) Böylece, sabâh oluncaya kadar düâ buyurdular.

3–
Aşağıdaki âyet-i kerîmenin iniş sebebi şudur: Hazret-i Osmân “radıyallahü teâlâ anh” gündüz oruc tutardı. Gece nemâz kılardı. Her gece iki rek’at nemâz kılardı. Bir rek’atinde Kur’ân-ı azîm-üş-şânın temâmını okurdu. Bir rek’atinde bin (Kul hüvallahü ehad) sûre-i şerîfesini okurdu. Hak sübhânehü ve teâlâ bu âyet-i kerîmeyi irsâl buyurdu. (Bütün gece secde edip ve ayakda durup, devâmlı ibâdet ve itâ’at eden ile isyân eden bir olur mu. O âhıret azâbından korkar. Rabbinin rahmetini ümîd eder. Ey Resûlüm, de ki, hiç bilen ile bilmiyen bir olur mu. Nitekim devâmlı itâ’at eden ile isyân eden de bir değildir. Bildirdiklerimize ancak akl sâhibleri kıymet verir.) [Zümer sûresi dokuzuncu âyet-i kerîmesi meâli.] Bu âyet-i kerîme, Ammâr bin Yâser “radıyallahü teâlâ anh” şânı ve Huzeyfe tebni Mugîre el Mahzûmî şânı içindir. Müfessîrlerin çoğunun kavlince; Osmân ibni Affân “radıyallahü teâlâ anh” şânı için nâzil olmuşdur.

4–
Bu âyet-i kerîmenin nâzil olmasına sebeb o idi ki, Osmân “radıyallahü teâlâ anh” hayrât etmekde, nemâzda ve orucda ve mal vermekde devâmlı idi. Allahü teâlâ hazretleri, onun yüksek şânı için, meâl-i şerîfi, (Şübhesiz ki, kendilerine bizden se’âdet îcâb etmiş olanlar, işte bunlar Cehennemden uzaklaşdırılmışlardır. Cehennemden uzaklaşdırılan O Cennetlikler, Cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Bunlar canlarının istediği şeyler içinde ebedî olarak kalıcıdırlar. O en büyük korku (sûra üfürülüş ânı) bunları mahzûn etmiyecek, kendilerini melekler şöyle karşılayacaklar: İşte bu size dünyâda va’d edilen mutlu gündür!) olan Enbiyâ sûresi 101, 102 ve 103.cü âyet-i kerîmelerini gönderdi. Bir rivâyetde gelmişdir. Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” bu âyet-i kerîmeyi okudular. Sonra buyurdular ki, ben onlardanım. Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân ve Talha ve Zübeyr ve Sa’îd ve Abdürrahmân “radıyallahü anhüm” da onlardandır. Âlimlerin çoğu, bu âyet-i kerîme, Osmân bin Affân hakkında nâzil olmuşdur, dediler.

5– Diğer âyet-i kerîmede Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurdu ki: (Sâlih mü’min olanlar, Allahü teâlânın harâm etmediği şeyleri yimelerinde zarar yokdur. Ancak harâmlardan sakınmaları, îmânlı olmaları ve amel-i sâlih işlemeleri lâzımdır. Bundan sonra, kendilerine harâm olan şeylerden sakınır, harâm olduklarına inanırlar. Ve dahâ sonra bütün günâhlardan devâmlı sûretle sakınır, güzel amelleri araşdırıp, onları yaparlarsa, muhsin olurlar. Allahü teâlâ, muhsinleri, ihsân edenleri sever.) [Mâide sûresi 93.cü âyet-i kerîme meâli.] Emîr-ül mü’minîn hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” buyurur ki: Bu âyet-i kerîme, Osmân “radıyallahü teâlâ anh” hakkında gelmişdir.

 

 
< Önceki   Sonraki >