Ana Sayfa arrow Eshâb-ı Kirâm arrow Emîr-ül Mü'minîn Ömer-ül-Fârûkun "radıyallahü teâlâ anh" Menâkıbı 5
Emîr-ül Mü'minîn Ömer-ül-Fârûkun "radıyallahü teâlâ anh" Menâkıbı 5 PDF Yazdır E-posta

Ellialtıncı Menâkıb: Ömer “radıyallahü teâlâ anh” hakkındaki hadîs-i şerîfler.

1–Image Ebû Hüreyreden “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet olunur. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu: Kıyâmet günü dîn-i islâm mahşere güzel sûretde ve süslenmiş olarak gelir. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bu durumu bilir iken, sorar ki, sen kimsin. İslâm der ki, yâ ilâhel âlemîn! Ben islâmım. Allahü teâlâ buyurur. Bunu Cennete iletin. İslâm der ki, yâ ilâhel âlemîn. Beni azîz tutup, ikrâm eden kimseleri, azîz tutup, ikrâm etmedikçe, bana yardım edenlere yardım etmeyince ve bana yer verenlere, yer vermeyince, ben Cennete gitmem. Allahü teâlâ emr eder ki, var o kimseleri getir ki, seni azîz tutmuşdur. Ve sana nusret etmişdir. O vakt islâm gelip, halkın safları arasında gezer. O sırada Ömer “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerini görüp, elinden tutup, seslenir (bağırır) ve der ki, İlâhî! Bu o kimsedir ki, beni herkesin sürdüğü zemân, bana kendi yanında yer veren, kabûl eden, azîz tutandır. Halk beni o vakt red etdiler. Bu kimse bana nusret [yardım] etdi. Halk beni kendilerinden uzak etdiler. Bu zât beni azîz etdi. O vakt halk beni zelîl etdiler. Allahü tebâreke ve teâlâ buyurur: Onu Cennete ilet. İslâm der ki, yâ Rabbel âlemîn! Tâ kıyâmete dek, her kim (hazret-i Ömeri sever) beni sever, onları da Cennete iletmeyince bunu iletmem. Allahü teâlâ ve tekaddes kabûl buyurur. Öyle yap! İslâm mahşerde safların arasında dolanır. Her kim ki, hazret-i Ömeri sever. Onun elini tutup, hazret-i Ömer ile Cennete iletir.

2– Ömer “radıyallahü teâlâ anh”, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden rivâyet eder. Buyurdu: Yâ Ömer! Cebrâîl “aleyhissalâtü vesselâm” benim yanıma geldi. Dedim, yâ Cebrâîl! Bana, Ömer bin Hattâbın göklerdeki fazîletinden haber ver. Dedi ki, yâ Muhammed “sallallahü aleyhi ve sellem”! Ömerin göklerdeki fazîletlerinden ve menâkıbından eğer sana haber verirsem, hazret-i Nûh alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâmın ömrünce ki, kavmi yanında bin seneden elli sene eksikdir, henüz fazîletlerini söylemeğe kâdir olamam. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurur: Korkunuz! Ömerin hışmından ki, o gadablı olunca, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri ondan ötürü gadablı olur.

3– Sa’îd bin Cübeyr, İbni Abbâsdan “radıyallahü teâlâ anhüm” rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurur ki: Cebrâîl aleyhisselâm benim yanıma geldi ve dedi ki: Allahü tebâreke ve teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurdu ki, Ömere benden selâm et! Ona haber ver ki, Onun rızâsı benim hükmümdür. Onun hışmı benim adlimdir.

4– Gudayf bin Hâris “radıyallahü anh” rivâyet eder. Bir genç, Ebû Zer-i Gıfârînin “radıyallahü anh” yanına geldi. Ebû Zer hazretleri o gence dedi ki, benim için Hak Sübhânehü ve teâlâdan istigfâr et, afv edilmemi iste. O genç dedi ki, yâ Ebâ Zer! Sen hazret-i Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” sohbetinde bulunmuşsun. Ben senin nasıl afv olunmanı isterim. Ebû Zer; “olsun, iste” dedi. Genç dedi, bana haber ver ki, ben de ne hayrlı işâret gördün ki, benim düâmı ve istigfârımı istersin. Ebû Zer “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki; Bundan dolayı ki, sen hazret-i Ömerin “radıyallahü teâlâ anh” önünden geçiyordun. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” bu iyi gençdir, buyurdu. Ben ki, Ebû Zer’im. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden işitdim ki, buyurdu: (Allahü teâlâ, doğru sözü, Ömerin dili üzerine koymuşdur.)

5– Ya’lâ bin Ziyâd rivâyeti ile, hazret-i Hasen “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki: Bir vakt hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” Ebû Zer hazretlerinin elini tutup, sıkdı. Ebû Zer, elimi bırak, incitdin, yâ islâmın kilidi, dedi. Hazret-i Ömer, yâ Ebâ Zer, bu söylediğin nasıl bir sözdür. Ebû Zer dedi ki: Yâ Emîr-el mü’minîn, aklında mıdır (hâtırlar mısın), falan vakt, falan günde ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: Eğer aranızda yayılacak fitnelerden korkuyor iseniz, Ömerin bereketi ile onlar size erişmez. Yâ Ömer, sen islâmın kilidisin.

6– Hazret-i Enes “radıyallahü teâlâ anh” haber verdi. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri Ömerin yüzüne bakıp, güldü ve buyurdu. Yâ Hattâb oğlu! Bilir misin niçin tebessüm etdim. Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh”, Allahü teâlâ ve Resûlü bilir, dedi. Se’âdetle buyurdu: (Ondan dolayı güldüm ki, Allahü teâlâ, Arefe gecesi Arafatda bulunanlara inâyet nazarı ile nazar etdi. Sana husûsî olarak nazar etdi.)

7– Âişe-i Sıddîka “radıyallahü teâlâ anhâ ve ebîhâ” hazretlerinin rivâyeti ile, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Meclislerinizi Ömer bin Hattâbı anarak zînetlendiriniz!)

8– Alî bin Ebî Tâlib “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri buyurdu. Sâlihler zikr olunduğu zemân, siz Ömerin zikri ile olun. Zîrâ biz ki, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” eshâbıyız. Hepimiz sekîne ve ârâmın Ömerin dili üzerine olduğuna, ittifâk etmişiz.

9– Mubârek bin Fudâle, Hasen “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu: (İnsan oğlundan başkası, kendisi gibi bin kimseden dahâ kıymetli olamaz. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” ise bin mislinden dahâ hayrlıdır.)

10– Huzeyfetebni Yemândan “radıyallahü anh” rivâyet edilmişdir. İslâm, hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” zemânında makbûl kimseye benzer idi ki, yakınlığı artardı. Ömerden “radıyallahü anh” sonra islâm, arkasını dönmüş kimseye benzerdi. Uzaklığı artardı.

11– Abdüllah bin Mes’ûd “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin rivâyeti ile gelmişdir. Dedi ki: Üç kimsenin firâseti gâyet iyi oldu. a) Mısr azîzinin firâseti. Hazret-i Yûsüf aleyhisselâm hakkında firâset edip, kendi zevcesine dedi ki, bunu mükerrem tut. Olur ki, ondan bize menfâ’at erişir. b) Şuayb aleyhisselâm hazretlerinin kerîmesinin firâseti ki, hazret-i Mûsâ aleyhisselâm da’vete gelmişdi. Babasına dedi ki, yâ baba. Onu ücret ile tut. Kavî ve emîndir. c) Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin firâseti ki, kendinden sonra, hilâfeti hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerine verdi ki, onda adâlet fehm etdi. Bir gün hazret-i Alî bin Ebî Tâlib “radıyallahü teâlâ anh” dışarı çıkdı. Üzerinde çok güzel bir elbise vardı. Bu elbiseyi bana kardeşim, dostum, sâdıkım ve safiyyim Ömer bin Hattâb “radıyallahü teâlâ anh” giydirdi, buyurdu.

12– Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu: (Eğer benden sonra Allahü teâlâ Peygamber gönderse idi, Ömeri gönderirdi. Allahü tebâreke ve teâlâ iki melek ile ona kuvvet vermişdir. Bunlar ona kuvvet verir. Ondan bir hatâ meydâna gelecek olsa, ondan döndürürler. Doğrusunu yapdırırlar.)

13– Abdüllah bin Ömer “radıyallahü anhümâ” rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (İnsanlar birşey söyledi. Ömer de o husûsda bir şey söyledi. Ömerin kavline muvâfık olarak Kur’ân-ı azîmüşşân nâzil oldu.)

14– Übeyy bin Ka’b “radıyallahü teâlâ anh” rivâyeti ile gelmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (Benden sonra, Allahü teâlânın müsâfeha etdiği, ya’nî yakın olduğu kimse, Hattâb oğludur. O kimse, Hak sübhânehü ve teâlânın kudreti ile elini tutduğu, feryâdına erişdiği, selâm verdiği, Cennetine koyduğu kimsedir. O Ömer bin Hattâbdır. Bu makâmda yakınlık mekân ile olmaz. O yakınlığı Allahü teâlâ ve ben bilirim. Ona bir kerâmet ve bir ni’met verir ki, başkalarına bu mertebe ve yükseklik olmaz.)

15– Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri; (Şeytân Ömeri gördüğü vakt, Ömerin “radıyallahü teâlâ anh” heybetinden yüzü üzerine düşerdi) buyurdu.

16– Fadl bin Abbâs “radıyallahü teâlâ anhümâ” rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: (Ömer bin Hattâb benimledir. Ben Ömer bin Hattâb ileyim. Benim vefâtımdan sonra, Hak sübhânehü ve teâlâ Ömer iledir. Her nerede olursa olsun, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin hıfz ve emânında olur.)

17– Abdüllah bin Abbâs “radıyallahü teâlâ anhümâ” rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Ömerin müslimân olduğu gün, Cebrâîl aleyhisselâm benim üzerime nâzil oldu. Ömer bin Hattâb “radıyallahü teâlâ anh” müslimân oldu diye meleklerin birbirine müjde verip, şâd olduklarını, bana haber verdi.)

18– Enes bin Mâlik “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet etmişdir. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Yâ Ömer ibnül Hattâb! Sen benim ümmetim üzerine berekâtsın. Allahü tebâreke ve teâlâ senin şânında göndermişdir. Nâfile ibâdetlerden, zikr ve Kur’ân-ı kerîm okumağı gündüz kaçırdıklarını gece, gece kaçırdıklarını gündüz kazâ et.)

 

 
< Önceki   Sonraki >