Ana Sayfa arrow Sevgili Peygamberim arrow Haberci
Haberci PDF Yazdır E-posta

Haberci

Kimim var hazretinden gayrı, hâlim eyleyem i’lâm,

Cenabındandır ihsan ve mürüvvet, ya Resûlallah!

                                         (II. Sultan Mahmud Han) 

Bismillâh!... 

Seyf bin Zülyezen babasının elinden zorla alınan Yemen tahtına oturup O’nun ruhunu şâd ederken mülkün asıl sahibi Yüce Allah’ı andı ve nasip ettiği galibiyetten dolayı hamd etti. 

Dışarıdan perde perde yumuşayarak gelen zafer nağmeleri işitiliyordu. 

Başşehir San’a’nın meydan ve sokaklarında insan cesedi, at ve fil ölüleri görülüyordu. Günlerce süren iç harpte asilere ağır kayıplar verdirilmiş ve devlet, zalimlerden kurtarılarak meşru hükümdar Seyf’in idaresine girmişti. 

Sokak ve meydanları dolduran buruk manzara işte bu mücadeleden kalmıştı.  

Buna rağmen şimdi zulüm ve sıkıntı dolu günlerin çehrelerde derinleştirdiği asabi çizgiler, yavaş yavaş rahatlıyor; insanlar bir daha huzurla tanışıyor ve yeniden gülmeyi hatırlıyordu... 

Çünkü kan kusturan Ebrehe’den sonra kötülük örneği oğulları da yok olmuştu... 

Yemen’de her şey normale dönüp devlet teşkilâtı işlemeye başlayınca komşu topraklardan temsilciler gelerek Sultan’a tebrik ve itimadlarını sundular. 

Misafirler arasında başta reisleri Abdülmuttalib olmak üzere Kureyş büyükleri de vardı. 

Ziyaretçiler, Seyf’e değerli hediyeler verdiler. 

Abdülmuttalib, kabul töreni esnasında hükümdarın doğruluktan ayrılmaması, düşmanlarına galip gelmesi, zalimlerin hasmı, kimsesizlerin koruyucusu ve uzun ömürlü olması için güzel bir dua okudu... dua o kadar tesirli olmuştu ki huzurda bulunanlar, gözlerinin buğulanmasına mani olamadılar. 

Seyf bin Zülyezen, mükemmel ve etkili bir arapça ile canü gönülden dua eden bu şahsı çok sevmiş ve müşavirlerinden hakkında tamamlayıcı mâlumat almıştı.  

Abdülmuttalib, şeref ve itibarı yüksek, soylu biri idi... bu sebeple Sultan’ın kalbinde O’na ve öbür Kureyş büyüklerine karşı bir muhabbet hasıl oldu... bu seçkin misafirleri bir ay bırakmayarak izzet ve ikramlarla ağırladı. 

Bir ay sonra Abdülmuttalib’i yanına davet ederek O’nunla başbaşa bir görüşme yaptı. 

– Bir zamandan beri kalbime gizli bilgiler doğuyor; yabancılara açıklanmayacak cinsten sırlar. Sen ise bunların mahremisin. Onun için sana açılmak istiyorum.  

– Sizi dinliyorum devletlim. 

– Lâkin işittiklerini başkalarına ve ehli olmayana söylemeyesin. Vakti erdiğinde kendiliğinden duyulur.  

– Elbette... 

– Yakın zamanda bir büyük insan doğacaktır. Öyle büyük ki “büyük” kelimesi bile O’nu anlatmaya yetmez. Sadece yer yüzündekilerin değil göklerdekilerin de en üstün ve en kıymetlisi O olacaktır.  

– Evet efendim. 

– Mekke’de doğacaktır... Âlemi Mekke’den aydınlatacak ve senin neslinden gelecektir. Dolayısıyla bu şereften sen de hisse sahibi olacaksın. O’nun gelmesi ile dünya saadetten haberdar olacaktır. 

– Devam buyurun lütfen! 

– İki küreğinin arasında Süleyman Peygamber’in mührü gibi bir ben vardır. 

O bir Nebidir. Son ve en şanlı Resûl. İnsanların ve cinlerin peygamberi. O’nun gelişi ile zulmet bitecek, yer ve gök ehli varlığı ile iftihar edecektir. O, ahir zaman Peygamberinin dîni kıyamete kadar devam edecektir. 

– Ey Melik biraz daha bahset! Bahset ki kalbim cilalansın; kulaklarım güzel ses olan hasretini dindirsin.  

İki derviş gibi başbaşa vermiş sohbet ediyorlardı. 

O ân dünya yıkılsa farkında olmazlardı. 

– Daha ne diyeyim? Her Peygamberin en ileri vasfı ne ise o aleyhisselâm bunları kendinde toplamış ve bu sıfatlar o güzeller güzelinde zirveye ermiştir... babadan öksüz, anadan yetim kalacak dedesi ve amcasının himayesinde büyüyecektir. 

– Başka hükümdarım, başka. Ağzınızdan bal akıyor sanki. 

– Sadece kalbime doğanları naklediyorum. Okumayacak ve yazmayacaktır. Ümmidir yani. Ama Allâh’ın lûtfü ile herşeyi bilecektir. Zira okuma yazma bilgi için bir vasıtadır. Yüce Allâh, O’na hiç bir vasıtaya lüzum kalmadan her ilmi öğretecektir... Peygamberliğini açıklayınca kuvvet ve tesiri hızla artacak; putperestler, zalim devlet reisleri helâk olacaktır. Biri daha mahvolacaktır: Şeytan!.. Asil Peygamber, hilelerini o lânetlinin kafasına geçirecektir. 

İnsanları taşa, ağaca, heykele tapmaktan vazgeçerek yüce Allah’a kul olmaya; yalnız O’na tapmaya ve O’na ibadet etmeye çağıracaktır. Kendisi de “Sevgili” makamında iken herkesten çok ibadet yapacaktır. 

– Bütün zerrelerimle sizi dinliyorum padişahım 

– Bir olan Allâh’ın azametine yemin ederim ki sen O sultanın ceddisin ve anlattıklarımın hepsi doğrudur. Bu işaretler aynen semavi kitaplarda yazılıdır.  

Abdülmuttalib kalkıp Rabbine şükür secdesi yaptı.  

Seyf: 

– Ey seçkin insan; başını secdeden kaldır da bu muazzam sırlardan bir şeyler biliyorsan sen de bana anlat, dedi.  

Abdülmuttalib, doğrulup yerine oturduktan sonra: 

– Ey kıymetli hükümdar! Her şeyi söyledin; konuştukların aynen doğru.. Abdullah isminde bir yavrum vardı. Evlâdlarımın en güzeli. Sadece yüzü ile değil; her huyu ile en güzel. Kurban nezrim için kur’a çektim. O’nun ismi çıktı. Yerine yüz deve kurban edip Abdullah’ı kurtardım. Daha sonra evlenme yaşına varınca her bakımdan eşsiz ve iffet ve hayası çok yüksek olan Âmine ile evlendirdim. 

Çocukları doğmadan Abdullah genç yaşta bu dünyadan göçtü. Dediğin alametler torunumda mevcuttur. Nitekim bir zaman sonra annesi; güzel gelinim de bizi acılara boğarak vefat etti. Şimdi sevgili torunuma hizmet etmekle şereflenmeye çalışıyor ve Allah’ıma şükrediyorum, diyerek padişahı sevindiren bir açıklama yaptı. 

Bunları işittikten sonra Seyf’in mübarek dedeye karşı sevgisi daha da çoğaldı. 

– Ey dostum, ey bahtlı insan! Bunları şimdilik açıklama. Hatta akrabana bile söyleme. Zira Peygamberlik vazifesini alıp da tebliğ işine başlayınca Kureyşliler O’nu taciz edecek ve Mekke’den Medine’ye hicret etmesine sebep olacaklardır. Ah keşke o zaman ben de hayatta olsam da ismi Muhammed aleyhisselâm olan bu Resûle şahsım, askerim, varım-yoğumla hizmet edebilsem.. ne var ki gayeme kavuşacağımı tahmin etmem. Ömrüm her halde yetmeyecektir.  

Bundan sonra Seyf, Kureyşli misafirlerini altın, gümüş, misk, amber, deve, kumaş ve daha nice pahalı hediyeler vererek uğurladı ve diğerlerine ihsan ettiği hediyelerin tamamı kadar armağanı da Abdülmuttalib’e verdi. 

... Ve her sene gelmesini rica etti. 

Ama bu nasipli hükümdar, haberleri sahibine ulaştırdıktan sonra o yıl içinde ruhunu Rabbine teslim etti.

 
< Önceki   Sonraki >