Ana Sayfa arrow Şiirlerle Menkîbeler arrow Onu Bizzat göreyim
Onu Bizzat göreyim PDF Yazdır E-posta

Varaka, o rüyâyı öyle ta'bîr edince,

Buna, “Hatîce Hâtun” memnûn oldu bir nice.

 

Kalbi, muhabbetiyle dolarak o "Resûl"ün,

Teşrîf etmelerini bekler oldu o hergün.

 

Bir gün “Âtike Hâtun” geldi Onun evine,

Ki “Ticâret işi”ni arz etsin kendisine.

 

Ona diyecekti ki: (Kervanına bir kişi,

Arıyorsan, yeğenim iyi yapar bu işi.)

 

Lâkin o, “Ticâret”i, hele “Ücret” sözünü,

Söyliyemez, sıkılır, ter basardı yüzünü.

 

Hatîce vâlidemiz, anlayıp girdi söze,

Dedi ki: (Ey Âtike, emriniz nedir bize?)

 

Arz etti: (Ey Hatîce, belki de bilgin vardır.

Benim bir "Yeğenim" var, çok emîn, vefâkârdır.

 

İsmi “Muhammed” olup, Abdullahtır babası.

Onu, Ebû Tâlib’e ısmarladı atası.

 

Kâmil bir yiğit olup, tezevvüc zamanıdır.

Lâkin Ebû Tâlibin, bu ara eli dardır.

 

Duyduk ki, Şam yönüne gidecek kervanına,

Bir kişi ararmışsın, bu haber geldi bana.

 

Bu işe, “Yeğenim”i tâyin edersen eğer,

Bilcümle benî Hâşim, sana çok duâ eder.)

 

O, Âtike Hâtun’dan bunları dinleyince,

Rüyâyı hâtırlayıp, kapıldı bir sevince.

 

Zîra ona, rüyâda müjdelenen “Nebî”nin,

O "Server” olduğunu ederdi o da tahmîn.

 

Dedi ki: (Ey Âtike, işittim kendisini.

Söylediler bana hem dîninin kuvvetini.

 

Onun kabûl etmesi, benim için bir ni’met.

Herkesten daha fazla veririm Ona ücret.

 

Lâkin bir göreyim ki, müsâit midir buna?

Yâni muktedir midir, kervanı korumaya?)

 

Onun bundan murâdı, görüp bizzât zâtını,

İyice tanımaktı fizîkî evsâfını.

 

Yâni Onun sîreti, semâvî kitâplarda,

Okuduğu evsâfa uygun muydu acabâ?

 

Âtike, (Hemen gidip getireyim) diyerek,

Ayrıldı o hâneden be gâyet sevinerek.

 

Hatîce Hâtun”un da sevinç sardı kalbini.

Zîra doğru çıkmıştı herhâlde bu tahmîni.

 

O gidince, evini süsledi var gücüyle.

Koyuldu beklemeye, bir bayram sevinciyle.

 

Az sonra Âtike’yle, o “Allahın Habîbi”,

Teşrîf etti o eve ondördüncü "Ay" gibi.

 

Baktı Hatîce Hâtun Resûl'ün evsâfına.

Tıpa tıp uygun buldu “Tevrât”ın yazdığına.

 

Onun nezâketini ve nûrlu cemâlini,

Görünce, hayrân kalıp, sevinç sardı kalbini.

 

Düşündü ki: “O rüyâ, doğru çıktı herhâlde.

Bu sırrı, başkasından saklıyayım o hâlde.”

 

Konuşup, "Ücret"i de tâyin ettiler o gün.

Böylece mahzûn kalbi, ferahladı Resûl’ün.

 
< Önceki   Sonraki >