Ana Sayfa arrow Şiirlerle Menkîbeler arrow Onunla Huzur Geldi
Onunla Huzur Geldi PDF Yazdır E-posta

Yeşil, ipek bir örtü üstünde uyuyordu.

Ve etrâfa, “Misk gibi” koku yayılıyordu.

 

Öyle bir muhabbetle doldu ki kalbim Ona,

Gönlüm râzı olmadı Onu uyandırmaya.

 

Elimi göğsü üzre koydum, uyanıverdi.

Ve hemen bana baktı ve tebessüm eyledi.

 

"Annesi, bunu bana vermez" düşüncesiyle,

Acele kucağıma aldım bir sevinç ile.

 

Dedesi bana bakıp, dedi: (Müjdeler olsun!

Senin gibi ni’mete kavuşmadı bir hâtun.)

 

Âmine hâtun dahî dedi ki: (Üç gün önce,

Gâibden, kulağıma nidâ geldi şöylece.

 

Dedi: “Senin oğluna, Benî Sa’dden bir hâtun,

Süt verir ki, soyu da Ebû Züveyb’dir onun”.)

 

O böyle söyleyince, dedim: (Doğru efendim!

Ben de "Benî Sa’d"den ve "Ebû Züveyb"denim.

 

Rüyâda bildirildi bu ni’met bana önce.

O rüyâ gerçek oldu şimdi sizi görünce.)

 

Sonra vedâ eyleyip, ayrıldım o hâneden.

Sevinç ile zevcimin yanına geldim hemen.

 

O da, kucağımdaki o Nûr’u gördüğünde,

Dedi: (Böyle güzel yüz, görmedim ben ömrümde.)

 

“Halîme Hâtun” ile zevci “Hâris”, o zaman,

O Serverle birlikte oldular yola revân.

 

Ne zaman ki Mekkeden onlar yola çıktılar,

"Onun bereketi"ni görmeye başladılar.

 

Meselâ o mecâlsiz ve zaif merkep, o an,

Onun bereketiyle kesildi bir “Küheylân”.

 

Geldikleri kâfile, onlardan hayli önce,

Yola çıkıp, mesâfe almış iken bir nice,

 

Biraz sonra yetişip, hem de geçti o halkı.

Çünkü o taşıyordu “Server-i kâinât”ı.

 

İdrâkindeymiş gibi bu "Ni’met"in o hattâ,

Sevinçten raks ederek gidiyordu âdetâ.

 

Bana, bâzı kadınlar gelir ve derlerdi ki:

(Senin bu merkebine ne gibi hâl oldu ki,

 

Giderken zaif olup, kalmıştı en geride.

Şimdiyse hepimizi bıraktı gerilerde.)

 

Başka bereketler de olunca bizde vâki,

Onlar da anladılar nihâyet hakîkati.

 

Dediler: (Kavuştuğun bu ni’met, bu bereket,

Bu çocuk sâyesinde geliyor size elbet.)

 

Halîme Hâtun der ki: (O günden i'tibâren,

Artık "Bolluk" içinde yaşar olduk tamâmen.

 

Bir devemiz vardı ki, gâyet zaif, çelimsiz.

Hiç süt alamıyorduk o deveden önce biz.

 

Aynı deve, o kadar süt verirdi ki sonra,

Kaplarım taşardı da, verirdim komşulara.

 

Kuraklık” olmuş idi bir ara beldemizde.

Mutazarrır olmuştu bundan kabîlemiz de.

 

İnsanlar, o "Server"i yanlarına alarak,

Yağmur duâsı için çıktılar bilcümle halk.

 

Öyle yağmur yağdı ki, o Server hürmetine,

Kavuştu köy halkı da, Onun bereketine.

 
< Önceki   Sonraki >