Ana Sayfa arrow Eshâb-ı Kirâm arrow Emîr-ül Mü'minîn Ebû Bekr-i Sıddîk
Emîr-ül Mü'minîn Ebû Bekr-i Sıddîk PDF Yazdır E-posta

Image 

HAZRET-İ EBÛ BEKR-İ SIDDÎK “radıyallahü anh”

Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîkın “radıyallahü anh” bütün hâlleri ve işleri, Hâtem-ül enbiyâ Resûlullaha tam uyması sebebiyle, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” ve diğer Peygamberlerin peygamberliğine apaçık bir delîl ve en güzel şâhiddir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Mekkeden Medîneye hicret edeceği zemân, Cebrâîl aleyhisselâmdan benimle kim hicret edecekdir, diye sordu. Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” diye cevâb verdi. O günden sonra ism-i şerîfi Sıddîk-ı Ekber oldu. Ömer bin Hattâb “radıyallahü anh” “Nefsim kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn olsun ki, o gece (hazret-i Ebû Bekrin hicretde Resûlullah ile birlikde olduğu gece) âl-i Ömerden hayrlıdır” demişdir.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hicretde mağaradan çıkarken “Yâ Ebâ Bekr! Sana müjdeler olsun. Allahü teâlâ bütün insanlara umûmî olarak tecellî eder. Sana ise husûsî olarak tecellî eder” buyurdu. Yine Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”: “Ebû Bekrin size üstünlüğü, nemâz ve oruçla değil, göğsünde (kalbinde) dolu olan şey iledir” buyurdu. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh” hakkında vârid olan hadîs-i şerîfler sayılamayacak kadar çokdur. Biz burada kısaca onun Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” nübüvvetine delîl olan üstün ve hârikul’âde hâllerinden bir kısmını bildireceğiz.

İbni Mes’ûd Ensârî “radıyallahü anh” şöyle bildirmişdir: Hazret-i Ebû Bekrin “radıyallahü anh” müslimân olması vahyin müjdesidir. O şöyle anlatmışdır: Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” peygamberliği bildirilmeden önce, bir gece rü’yâmda gökden büyük bir nûrun indiğini ve Kâ’benin üzerine düşdüğünü gördüm. O nûr Mekkenin bütün evlerine dağıldı. Sonra önceki gibi tekrâr toplanıp benim evime girdi. Evin kapısını kapatdım. Sabâhleyin bu rü’yâmı yehûdî âlimlerinden birine anlatıp, ta’birini sordum. Gördüğün rü’yâ karışık rü’yâlardandır. Böyle rü’yâlara i’tibâr olunmaz, dedi. Aradan bir müddet geçdi. Ticâret için çıkdığım bir seferde yolum râhib Bahîrânın bulunduğu kiliseye düşdü. O rü’yâmın ta’birini râhib Bahîrâdan sordum. Sen kimsin, dedi. Kureyşden bir kimseyim, dedim. Allahü teâlâ sizin aranızdan bir Peygamber gönderecekdir. Sen onun hayâtında vezîri, vefâtından sonra da halîfesi olacaksın, dedi. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberliği bildirilip, insanları dîne da’vet etmeğe başlayınca, beni de islâma da’vet etdi. Ben her Peygamberin bir delîli vardı, senin delîlin nedir, dedim. Delîlim, gördüğün rü’yâdır. Yehûdî âlimi sana bu rü’yâya i’tibâr edilmez diye cevâb verdi. Bahîrâ ise o rü’yânın ta’bîrini şöyledir diyerek sana cevâb verdi, buyurdu. Bunu sana kim haber verdi, dedim. Cebrâîl aleyhisselâm bildirdi, buyurdu. Bunun üzerine ben artık bundan başka delîl ve şâhid istemem. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh diyerek müslimân oldum. Bu hâdise üzerine Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “İslâma da’vet etdiğim kimselerden sâdece Ebû Bekr o ânda beni tasdîk edip, sen Allahın Resûlüsün, dedi. O Sıddîk-ı Ekberdir.”

Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Câhiliyye devrinde bir ağacın gölgesinde oturuyordum. Ağacın bir dalı bana doğru eğildi ve başıma ulaşdı. Acaba bu ne hâldir diye hayretle bakıyordum. Ağaçdan kulağıma şöyle bir ses geldi. Falan zemânda bir Peygamber gelecekdir. Onun yanında insanların en se’âdetlisi sen olacaksın, dedi. Dahâ açık söyle, o Peygamber kimdir? İsmi nedir, dedim. O Muhammed bin Abdüllah bin Abdülmuttalib Hâşimdir, diye bir ses geldi. O benim arkadaşım ve kıymetli bir dostumdur. Ne zemân Peygamberliği bildirilirse bana müjde ver, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberliğinin bildirildiğini i’lân edince, o ağaçdan ey Ebû Kuhâfenin oğlu! Muhammede “aleyhisselâm” vahy geldi. Mûsânın “aleyhisselâm” Rabbinin hakkı için, Ona herkesden önce sen îmân edeceksin, dedi. Sabâh olunca, Resûlullahın huzûruna gitdim. Beni görünce ey Ebû Bekr, seni Allahü teâlâya ve Resûlüne îmân etmeğe da’vet ediyorum, buyurdu. Hemen Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah diyerek îmân etdim. Allahü teâlâ seni hak üzere ve aydınlatıcı bir nûr olarak gönderdi, dedim.

Yine Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberliği bildirilmeden önce ticâret için Yemene gitmişdim. Semâvî kitâbları okumuş dört yüz yaşında bir ihtiyâra misâfir oldum. Beni görünce zan ediyorum ki, sen Mekkedensin, dedi. Evet, dedim. Kureyşden misin, dedi. Evet, dedim. Benî Temîm kabîlesinden misin, dedi. Evet, dedim. Sonra bir alâmet kaldı, dedi. O nedir, dedim. Bana karnını aç, dedi. Ne olduğunu söylemeden açmam, dedim. Bunun üzerine şöyle dedi. İlâhî kitâblarda okudum. Haremden bir Peygamber çıkacakdır. Biri genç, biri ihtiyâr iki yardımcısı olacakdır. Genci kuvvetli ve kahramân, ihtiyâr yardımcısı ise za’îfdir ve karnında bir ben vardır, dedi. Karnımı açdım. Göbeğimin üzerinde siyâh bir ben gördü. Kâ’benin hakkı için o ihtiyâr yardımcı sensin, dedi. Bana hidâyete yapış ve O Peygamberin dînine sımsıkı sarıl. Allahın sana ihsân etdiği şeyleri gizle diye vasıyyet etdi. Yemende işlerimi bitirdikden sonra, o ihtiyârla vedâlaşmak üzere yanına gitdim. Bana birkaç beyt verdi ve bunu o Peygambere verirsin, dedi. Mekkeye döndüm. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Peygamberliği bildirilmişdi. Mekkenin ileri gelenleri beni görmeğe geldiler. Aranızda hiç garîb bir hâdise oldu mu diye sordum. Bundan dahâ garîb birşey olmaz ki, Ebû Tâlibin yetîmi Peygamberlik iddiâ ediyor, seni bekliyorduk. Artık sen geldin, ona karşı durursun, dediler. Onları mümkin olan bir şeklde başımdan savdım. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” nerede olduğunu sordum. Hadîce-tül kübrânın “radıyallahü anhâ” evinde olduğunu söylediler. Gidip kapıyı çaldım. Resûlullah dışarı çıkdı. Ey Muhammed “aleyhisselâm”! Seni kendi hânenizde bulamadım. Atalarının dîninden başka bir dîne da’vet etdiğini söylüyorlar, dedim. “Ben Allahü teâlânın Resûlüyüm. Seni ve bütün insanları Allahü teâlâya îmân etmeğe çağırıyorum” buyurdu. Delîlin nedir, diye sordum. Yemende gördüğün ihtiyârdır, buyurdu. Bunu sana kim haber verdi, dedim. Benden evvelki Peygamberlere de gelen büyük bir melek haber verdi, buyurdu. Hemen mubârek elini tutup, Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh diyerek, îmân etmek şerefine kavuşdum. Sonra dönüp gitdim. Benden dahâ huzûrlu kimse yokdu. Çünki îmân etmek nasîb olmuşdu.

Emîr-ül mü’minîn Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Ölüm hastalığımda hilâfeti kime bırakacağım hakkında tekrâr istihâre yapdım. Allahü teâlâdan rızâsı nerede ise bana bildirmesini diledim. Bilirsiniz, yalan söylemek istemem. Hiçbir akllı kimse de müslimânlara yalan söyliyerek aldatıp da, Allahü teâlânın huzûruna çıkmak istemez, dedi. Huzûrunda bulunanlar: Ey Allahın Resûlünün halîfesi! Senin doğruluğunda hiç kimsenin şübhesi yokdur. İstihârenizi söyleyin, dediler. Bunun üzerine şöyle anlatdım: Gecenin sonunda idi. Uyku ağır basıp uyumuşum. Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” gördüm. İki beyâz kaftân giymişdi. O kaftânların eteklerini ben topluyordum. O sırada o iki kaftân yeşil olmağa ve parlamağa başladı. Bakanların gözünü alırdı. Resûlullahın yanında iki kişi vardı. Yüzleri güzel, elbiseleri nûrlu idi. Onları görmek sürûr veriyordu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bana selâm verdi ve müsâfehâ etdi. Mubârek elini göğsüme koydu. İçimdeki sıkıntı hemen gitdi. Ey Ebû Bekr, sana kavuşmağa iştiyâkımız çokdur. Bizim yanımıza gelme vaktindir, buyurdu. O kadar ağlamışım ki evdekiler uyanmışlar. Sonra bana söylediler. Yâ Resûlallah sana kavuşacak mıyım, dedim. Şübhesiz kavuşmamıza çok az kaldı, buyurdu. Sonra Allahü teâlâ seni halîfe seçme husûsunda muhayyer kıldı, buyurdu. Yâ Resûlallah siz seçiniz, dedim. Hilâfete lâyık, islâmiyyet ile hükmeden, doğru ve kuvvetli olan Ömer-ül Fârûkdur. Yer ve gök ehli ondan râzıdır. Zemânın en iyisidir. Siz ikiniz, dünyâda vezîrlerimsiniz, vefâtımda yardımcılarımsınız ve Cennetde komşularımsınız, buyurdu. Sonra Resûlullah bana selâm verdi. Yanında bulunan iki kişi de selâm verdiler. Sıkıntıdan kurtuldum. Gökde melekler arasında ve yeryüzünde insanlar arasında sıddîksın dediler. Yâ Resûlallah! Anam babam sana fedâ olsun. Bu iki kimse kimdir? Bunlara benzer kimse görmedim, dedim. Bunlar seçilmiş büyük iki melek olan Cebrâîl ve Mikâîldir, buyurdu. Sonra gitdiler. Uyandığımda yüzüm gözyaşlarımla ıslanmışdı. Ehl-i beytim baş ucumda ağlaşıyorlardı.

• Hazret-i Âişe “radıyallahü anhâ” şöyle anlatmışdır: Ba’zıları Ebû Bekri “radıyallahü anh” şehîdler arasına defn edelim dediler. Ba’zıları da Bakî’ kabristânına defn edelim, dediler. Ben de benim odamda çok sevdiği Resûlullahın yanına defn edelim, dedim. Biz bu şeklde konuşurken, beni uyku basdırdı ve birazcık uyudum. Bir ses işitdim, “dostu dosta kavuşdurunuz” diyordu. Sonra uykudan uyandım. O sesi, mescidde olmalarına rağmen herkes işitmiş.

• Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” şöyle vasıyyet etmişdi: Tabûtumu Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Ravdasının kapısına götürün. Esselâmü aleyke yâ Resûlallah, bu Ebû Bekrdir, senin kapının eşiğine gelmişdir, deyiniz. Eğer müsâade buyrulup, kapı açılırsa, beni içeri götürüp defn edin. İzn verilmezse Bakî’ kabristânına defn ediniz. Bu vasıyyeti üzerine tabûtu Resûlullahın Ravdasının kapısına götürdüler. Dahâ sözleri bitmeden perde açıldı ve kapı sesi işitildi ve kulağımıza habîbi habîbe kavuşdurun,diye bir ses geldi.

• Bir gece Ebû Bekrin “radıyallahü anh” evine misâfirler gelmişdi. Kendisi Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yanında idi. Geç vakt eve geldi. Ehl-i beytine misâfirler akşam yemeği yidiler mi, diye sordu. Yemek verdik, sizinle berâber yimek için yimediler, dediler. Üzüldü ve o yemekden yimemeye yemîn etdi. Sonra bu yemîn şeytândandır, dedi. Misâfirlerle birlikde yimeğe başladı. Bu hâdiseyi nakl eden kimse şöyle anlatmışdır: Yemekden bir lokma alırdık, altında dahâ fazla yemek meydâna gelirdi. Hepimiz doyduk. Tabakda öncekinin üç misli fazla yemek vardı. Sayılarını bilmiyorum, fekat o yemekden çok kimseler yidi.

• Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” ölüm hastalığında iken, kızı hazret-i Âişeye “radıyallahü anhâ”, iki oğlan ve iki kız evlâdını emânet etdiğini söyledi. Hazret-i Âişe, benim bir kız kardeşim vardır. Diğeri kimdir, diye sordu. Ebû Bekr “radıyallahü anh”, hanımım hâmiledir. Zan ederim kız olacakdır, dedi. Hakîkaten kız doğdu.

 
< Önceki   Sonraki >