Ana Sayfa arrow Eshâb-ı Kirâm arrow Muhâliflerin Şübhelerini Giderilmesi 2
Muhâliflerin Şübhelerini Giderilmesi 2 PDF Yazdır E-posta

Süâl 11: Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” gaybden haber verirdi ve düâları kabûl olurdu. 

Cevâb 11: Gaybden haber vermek ve düânın kabûl olması, hazret-i Alîde de, Şeyhaynde de çok görüldü. Şeyhaynın bu kerâmetleri, sahîh haberlerle bizlere geldi. Hazret-i Alînin kerâmetlerini bImageildirenler arasında yalancıların bulunduğunu hazret-i Alî de bildirmiş, çoğunu yanından kovmuşdur. Birbirlerinin kötülüklerini de bildirmişlerdir. Buhârîde diyor ki, Şeyhaynın düâsı ile yinilen yemek azalmazdı, artardı. Yine Buhârîde diyor ki, hazret-i Ömerin, böyle olacağını zan ederim dediği şeyler, hep zan etdiği gibi olmuşdur. Hazret-i Ömerin, Îrânda harb eden askerini Medînede hutbe okurken görerek, kumandanları Sâriyyeye (Dağ tarafına dikkat et!) dediği meşhûrdur. Hazret-i Ömerin, öldürüleceğinden birkaç gün önce, öleceğini haber verdiği, imâm-ı Ahmedin (Müsned) kitâbında yazılıdır. Hazret-i Ebû Bekrin îmân edeceği ve öleceği zemân gördüğü rü’yâlar sahîh kitâblarda yazılıdır. Nil nehrinin hazret-i Ömerin mektûbuna uyarak akışını değişdirdiği bildirilmişdir. Böyle dahâ nice kerâmetleri bildirilmişdir. Böyle olmakla berâber, Eshâb-ı kirâmın yüksek dereceleri, kerâmet derecesinden dahâ üstündü. Hilâfet makâmında kerâmetin az olması lâzım olduğunu (Füsus) kitâbı, Süleymân aleyhisselâmın mu’cizesini anlatırken bildirmekdedir.

Süâl 12: Hazret-i Alî Resûlullahın yakın akrabâsı ve âhıret kardeşi idi. Bundan dahâ büyük şeref olur mu?

Cevâb 12: Evet, hazret-i Alî, Resûlullahın çok yakın akrabâsıdır. Buna kimsenin bir diyeceği yokdur. Şeyhayn de, Kureyş kabîlesindendir ve kızları, Resûlullaha zevce olmakla şereflenmişdir. Fekat bu yakınlıklar, en üstün olmağa sebeb olamaz. Akrabânın birbirinden yakın olduklarını bildiren âyet-i kerîme, mîrâs için gelmişdir. Halîfelikle, hâkimlikle ve imâmlıkla ilgisi yokdur. Eğer halîfelik akrabâlıkla olsaydı, hazret-i Alînin değil, hazret-i Abbâsın “radıyallahü teâlâ anhümâ” halîfe seçilmesi lâzım gelirdi. Kralların, diktatörlerin âdetleri buna sened olamaz. Halîfeliğin mîrâs gibi, babadan oğula kalmayıp, kâbiliyyeti, liyâkati olanın seçilmesi, Tevrâtda da bildirilmişdi. Allahü teâlâ, hazret-i Mûsâdan sonra, Yûşâ’ aleyhisselâmı Peygamber yapdı. Hârûn aleyhisselâmın oğullarını yapmadı. İslâmiyyetde de halîfenin Kureyş kabîlesinden olacağı bildirildi. Bu kabîlenin hangi kolundan olacağı bildirilmedi. Bu kabîleden olup hilâfetin dokuz şartı kendinde bulunan kimsenin halîfe olmağa hakkı olur. Fekat halîfe olmak için, sözbirliği ile seçilmek veyâ önceki halîfenin vasıyyet etmesi veyâ güç ile, darbe ile ele geçirilmiş olması lâzımdır. Şeyhayn “radıyallahü teâlâ anhümâ”, hilâfetin şartlarına mâlik idi ve sözbirliği ile seçildiler.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” için, (Kardeşimdir ve yakın arkadaşımdır) buyurdu. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” için de, (Kardeşim bana da düâ et!) buyurdu. Âhıret kardeşi yalnız Alî “radıyallahü teâlâ anh” oldu ise de, bunun halîfelikle bir ilgisi yokdur. Eshâbını birbirleri ile kardeş yaparken, hazret-i Alî ağlıyarak geldi. (Eshâbını birbirleri ile kardeş yapdın. Beni kimse ile kardeş yapmadın) diyerek üzüldüğünü bildirdi. Resûlullah da “sallallahü aleyhi ve sellem”, onun hâline acıyarak, (Sen benim dünyâda ve âhıretde kardeşimsin!) buyurdu. Benî Neccârın reîsi Es’ad bin Zerâre ölünce, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” yanına gelip, bize bir reîs ta’yîn et dediklerinde, (Siz benim kardeşlerimsiniz! Sizin başkanınız ben olayım!) buyurdu. Bu kardeşlik, onların Şeyhaynden dahâ üstün olduklarını göstermez.

Süâl 13: Her müslimânın hazret-i Alîyi sevmesi, Şûrâ sûresinin yirmiüçüncü âyetinde emr olundu.

Cevâb 13: Bu âyet-i kerîmede meâlen, (Sizden karşılık olarak, yalnız akrabâmı sevmenizi istiyorum) buyuruldu. (Alîyi sevmek, îmânın alâmetidir. Ona düşmanlık, münâfıklık alâmetidir) ve (Seninle harb edenle harb ederim. Seninle sulh eden ile de sulh ederim) hadîs-i şerîfleri de böyledir. Evet, Ehl-i beyti sevmek ve saymak ve Resûlullahın zevcelerine saygı göstermek, her müslimâna vâcibdir. Hazret-i Abbâs “radıyallahü teâlâ anh” da buna dâhildir. Hadîs-i şerîfde, (Amcamı inciten, beni incitmiş olur) buyuruldu. Bir hadîs-i şerîfde, (Ensârı sevmek, îmân alâmetidir, Ensâra düşmanlık etmek, münâfıklık alâmetidir) buyuruldu. Eshâb-ı kirâmın hepsi için de, (Eshâbımı seven, beni sevdiği için sever. Eshâbıma düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitmiş olur) buyuruldu.

Süâl 14: Hazret-i Alîye yardım etmek her müslimâna vâcibdir. (Tahrîm) sûresi bunu gösteriyor.

Cevâb 14: Evet, (Tahrîm) sûresinin dördüncü âyet-i kerîmesinde meâlen, (Sâlih mü’minler Ona yardımcıdır) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, sâlih mü’minlerin hazret-i Alîye yardımcı olduklarını değil, Resûlullaha yardımcı olduklarını bildirmekdedir. Sâlih mü’minlerin de, hazret-i Ebû Bekr ile hazret-i Ömer olduğunu, Eshâb-ı kirâm sözbirliği ile bildirmişlerdir. Bu âyet-i kerîme, Şeyhaynın şânlarını göstermekdedir.

Süâl 15: Peygamberimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”, Alînin Peygamberlere müsâvî olduğunu bildirdi.

Cevâb 15: Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” yalnız hazret-i Alîyi değil, başka Sahâbîleri de Peygamberlere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” benzetmişdir. Bununla, o Peygamberin üstün sıfatlarından birinin onda da bulunduğunu haber vermişdir. Böylece, Ebû Zerin zühdünü Îsâ aleyhisselâma ve Ebû Bekrin merhametini de Îsâ aleyhisselâma ve Ömerin şiddetini, Nûh aleyhisselâma ve Ebû Mûsel-eş’arînin güzel okumasını, Dâvüd aleyhisselâma benzetmişdir.

Süâl 16: Kuş kebâbı olayı, Allahü teâlânın Alîyi “radıyallahü teâlâ anh” çok sevdiğini göstermiyor mu?

Cevâb 16: Resûlullahın yanında kuş kebâbı vardı. (Yâ Rabbî, sevdiğin kullarından birini gönder. Bu kuşu onunla berâber yiyelim!) buyurdu. Hazret-i Alî geldi. Birlikde yidiler. Bu haber, elbet doğrudur. Hazret-i Alî, elbet Allahü teâlânın sevgili kullarından biridir. Fekat, bu müjde yalnız ona gelmiş değildir. Hazret-i Ebû Bekre ve hazret-i Ömere de böyle müjde verilmişdir. (Allahü teâlâ, Ebû Bekre yalnız tecellî eder. Başkalarının hepsine birden tecellî eder) ve (Ömerden dahâ hayrlı bir kimse üzerine güneş doğmamışdır) hadîs-i şerîfleri meşhûrdur.

Süâl 17: (Benim yanımdaki yerin, Mûsânın yanında Hârûnun yeri gibidir) hadîs-i şerîfi de, onun halîfe olacağını göstermiyor mu?

Cevâb 17: (Tecrîd) kitâbı bunu yazarken, Tebük gazâsındaki (Sen, benim yanımda, Mûsâ yanındaki Hârûn gibisin! Fekat, benden sonra Peygamber yokdur!) hadîs-i şerîfine işâret etmekdedir. Bu hadîs-i şerîfdeki (Benden sonra), (Benden başka) demekdir.

Kur’ân-ı kerîmde, Câsiye sûresinin yirmiikinci âyetinde de, böyle demekdedir. Çünki, Hârûn aleyhisselâm, Mûsâ aleyhisselâmdan sonra yaşamadı. Dahâ önce öldü.

Bu hadîs-i şerîf, Tebük gazvesine giderken, Medînede, Alîyi “radıyallahü teâlâ anh” kendi yerine bırakdığı için söylendi. Çünki, hazret-i Mûsâ da, Tûr dağına giderken, yerine Hârûn aleyhisselâmı vekîl bırakmışdı. Bu hadîs-i şerîf, hazret-i Alî için büyük şerefdir ve çok üstünlükdür. Fekat Şeyhaynden “radıyallahü teâlâ anhümâ” dahâ üstün olduğunu göstermez.

Süâl 18: Hazret-i Alînin Resûlullahın halîfesi olduğu, (Gadîr-i hum)daki hadîs-i şerîfde bildirilmedi mi?

Cevâb 18: (Gadîr-i Hum) hadîsine gelince, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hazret-i Alîyi Yemene hâkim [Vâlî] yapmışdı. Beyt-ül-mâlde olan bir câriyeyi hazret-i Alî kullandı. Bu hareketi, dedi-kodu hâlini aldı. Bu dedi-kodu Resûlullahın mubârek kulağına kadar geldi. Fitneyi önlemek için, hazret-i Alîyi sevmeği emr buyurdu. (Kimin mevlâsı isem, Alî de onun mevlâsıdır) buyurdu ki, (Beni seven, Alîyi de sevsin) demekdir. Mevlâ kelimesi, Kur’ân-ı kerîmin birçok âyetinde vardır. Sevilen kimse ma’nâsı verilmişdir. Bu hadîs-i şerîf, (Allaha inanan, müsâfirine ikrâm etsin!) hadîs-i şerîfi gibidir. Bu hadîs-i şerîf, yalnız hazret-i Alî için değildir. Hazret-i Hasen için, (Yâ Rabbî! Onu seviyorum. Onu sen de sev! Onu sevenleri de sev!) buyuruldu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Mekke ile Medîne arasında bulunan (Gadîr-i Hum) ismindeki yere gelince, hazret-i Alînin elini tutup, (Kimin mevlâsı isem, Alî de onun mevlâsıdır! Yâ Rabbî, onu seveni sev! Onu sevmiyeni sevme!) buyurdu. Sonra, hazret-i Ömer, hazret-i Alînin yanına gelip, (Ne mutlu sana yâ Alî! Bütün mü’minlerin sevgilisi oldun) dedi. (Müslim) kitâbında, Zeyd bin Erkam diyor ki, (Gadîr-i Hum) denilen su başında, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hutbe okudu. (Ben de insanım. Birgün ecelim gelecek. Size Allahın kitâbını ve Ehl-i beytimi bırakıyorum. Kur’ân-ı kerîmin gösterdiği yola sarılınız! Ehl-i beytimin kıymetini biliniz!) buyurdu. (Timüzî) de, İmrân bin Hasîn diyor ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, bizi hazret-i Alînin emrinde cihâda gönderdi. Hazret-i Alî, esîr denilen câriyelerden birini kendine aldı. Dört kişi, bunu Resûlullaha söylediler. Resûlullah çok üzüldü. (Alîden ne istiyorsunuz? Alî bendendir. Ben de ondanım. Benden sonra, O her mü’minin velîsidir) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfler, Ehl-i beyti sevmeği emr etmekdedir. Mevlâ, velî, sevilen kimse demekdir. Zeyd bin Erkam, (Tirmüzî) de bildiriyor ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Size iki şey bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız, benden sonra doğru yolda kalırsınız. Biri, ötekinden dahâ büyükdür. Bu, Allahın kitâbıdır. İkincisi, Ehl-i beytimdir. Havz başında bana kavuşuncaya kadar, ikisi birbirinden ayrılmaz!). Birbirinden ayrılmaz demek, Kur’ân-ı kerîme sarılan kimsenin, Ehl-i beyti sevmesi lâzımdır demekdir. Ehl-i beyte yapışmak, onları sevmekdir. Kur’ân-ı kerîme uymak sevâb olduğu gibi, Ehl-i beyti sevmenin de böyle sevâb olduğunu bildirmekdedir. Bu hadîs-i şerîflerin hiçbiri, hazret-i Alînin halîfe, imâm olacağını göstermiyor. Bu hadîs-i şerîfleri ileri sürerek, Ehl-i sünneti kötülemek, müslimânlar arasında bölücülük yapmak, pek haksız ve çok yanlışdır. Cenâb-ı Hak, hepimize Ehl-i beyti ve Eshâb-ı kirâmın hepsini “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” sevmek nasîb eylesin! Âmîn!

Süâl 19: Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh”, îmân etmeden önce küfr üzere bir an yaşamadı.

Cevâb 19: Îmân etmeden önce, küfr üzere olmamak üstünlük olsaydı, sonra gelen müslimânların hepsinin, Eshâb-ı kirâmdan dahâ üstün olmaları lâzım gelirdi. Hadîs-i şerîfde (Îmân edenin geçmiş suçlarının hepsi afv olur) buyuruldu.

Süâl 20: Hazret-i Alî islâmiyyete pekçok hizmet etdi.

Cevâb 20: İslâmiyyete çok hizmet edenin Şeyhayn olduğu güneş gibi meydândadır. Çünki, Kur’ân-ı kerîmi cem’eden, Şeyhayndır. Hadîs-i şerîfleri rivâyet etmek çığrını açan, din bilgilerini, kısmlara ayıran, Arabistânı feth eden, İslâmiyyeti Rum ve Îrân topraklarına yerleşdiren Şeyhayndır. Yer yüzündeki müslimânların çoğu, Mâlikî, Hanefî ve Şâfi’î mezhebindedir. Bu mezheblerin temel bilgileri, hazret-i Ömerin elde etdiği icmâ’ mes’eleleridir. Bu mezheblerde hazret-i Alîden gelen bilgiler pek azdır. Hazret-i Alî zemânında hiç kâfir memleketi feth edilmedi. Müslimânlar arasında birlik ve huzûr sağlanamadı. Bu ümmetin Şeyhaynden istifâdesi, hazret-i Alîden olan istifâdesinden çok fazladır. Çığır açanların sevâbı, bunlara uyanların çokluğu kadar çok olur. (Ehl-i sünnet) olan müslimânların hepsi, Şeyhaynın gösterdikleri yoldadır. Yer yüzündeki müslimânların çoğu, Ehl-i sünnetdir. Hazret-i Alîyi seviyorum diyenlerden üç sapık fırka meydâna geldi. Üçü de islâmiyyeti parçalamak için çalışdılar. Allahü teâlâ merhamet etmeseydi, islâmiyyeti yok edeceklerdi. Bunlardan biri (İmâmiyye) fırkasıdır. Bunlara göre, Kur’ân-ı kerîmi toplıyanlar, sağlam kimseler değilmiş. Çünki, İmâmiyye fırkasında olanlar, Eshâb-ı kirâma ve meşhûr yedi kırâet imâmına inanmıyor. Onların inandıkları oniki imâmdan gelen bir haber de yokdur. Merfû’ hadîsler de bildirmedikleri için, güvenecekleri bir hadîs kitâbları da yok. (Zeydiyye) fırkası da, hadîs-i şerîflerden alınmış olan din bilgilerinin çoğuna inanmıyorlar. İslâm târîhinde kanlı ayrılıklara sebeb oldular. (İsmâ’îliyye) kısmı ise, hepsinden dahâ kötüdür. Tâm islâm düşmanıdırlar. Müslimânların îmânlarında ve amellerinde sayısız bozuk bid’atleri, hep bu üç fırka ortaya çıkardı. Evet, bunların kötülükleri, hazret-i Alîyi “radıyallahü teâlâ anh” lekelemez. Bunun gibi, Yezîdin ve Emevî hâkimlerinin kötülükleri de, hazret-i Mu’âviyeyi “radıyallahü teâlâ anh” lekelemez. Zulmleri, günâhları kendilerinedir. Hazret-i Alîye bunlardan hiçbir sevâb gelmemekdedir. Hâlbuki, yer yüzündeki Ehl-i sünnetin sevâblarından, kıyâmete kadar hergün, Şeyhayne sayısız sevâb hâsıl olmakdadır.

 
< Önceki   Sonraki >