Ana Sayfa arrow Sevgili Peygamberim arrow Küçük Cihaddan, Büyük Cihada Dönüyoruz
Küçük Cihaddan, Büyük Cihada Dönüyoruz PDF Yazdır E-posta

Ordu bir mikdar dinlenip, eksiklik ve ihtiyaçlarını giderdikten sonra Sevgili Peygamberimizin emriyle düzlüğe; harbin cereyan ettiği sahaya indiler.

Efendimiz:

-Sa'd bin Rebi nerede; yoksa şehid mi oldu? Buyurdular.

Ensar'dan bir mücahid koştu. Ölü ve yaralıları dolaşarak Hazreti Sa'd'i aramaya başladı. Sahabi, ceset ve yaralılar arasından seslendi:

-Ya Sa'd! Sa'd bin Rebi!!!

İniltiyle karışık bir ses geldi.

-Buradayım..

Ensarî o tarafa koştu ve kanlar içinde yerde yatan Sa'd'le konuştu:

-Ya Sa'd, ya kardeşim! Resulullah seni sordu ve selâm söyledi.

Ağır yaralı mü'minin o halde iken bile yüzü aydınlandı:

-Aleyna ve aleyküm selâm. Demek hayattalar.

-Evet, elhamdülillah sağ ve afiyetteler..

-Aslolan işte bu. Elhamdülillah.

-Sen nasılsın kardeşim. Kendini nasıl hissediyorsun.

-Ben, o, şu bu...ne ehemmiyetimiz var ki. Yeter ki Resulullah sağ olsun.

...dedi ve kelime kelime vasiyetini söyledi:

-Ey kardeşim. Âcizin de selâmlarını O'na arz et. Ümmetine de deki: "Şayet Resulullah'a hizmette kusur ederlerse; Allahü teâlâ özürlerini kabul etmez."

Bu söz mubareğin son dünya kelamı oldu; O da şehadet şerbetini içmişti.

Sahabi, olanları Efendimize haber verdi. Buyurdular ki:

-Ya Rabbi Sa'd bin Rebi'den razı ol...

......

Büyük Peygamber, bir ara:

-Hamza'yı göremiyorum. Ne halde acaba?

...dediler ve ölü ve yaralılar arasında büyük mücahidi bizzat aramaya başladılar. Kendilerine Hazreti Ali ve bazı eshab eşlik ediyorlar.

...ve Hazreti Hamzayı buldular.

...göğsü yarılmış, karnı deşilmiş, burnu ve kulakları kesilmiş olarak, korkunç bir manzaraydı. Bir insana bunlar nasıl yapılabilirdi? Düşman bile olsa, öldürdükten sonra artık böyle bir muamele hangi insafa sığardı?..

Peygamberimiz, o kadar üzüldüler, o kadar üzüldüler, o kadar üzüldüler ki, anlatılması imkânsız.

Ağlayarak buyurdular ki:

-Bugüne kadar bundan daha keder verici hadise ile karşılaşmadım.

Sonra büyük şehide seslendiler:

-Ey Resulullah'ın amcası! Ey Allah'ın Resulünün aslanı Hamza! Ey hayırlar işleyen Hamza! Ey Resulullah'ın muhafızı Hamza! Allah, sana rahmet eylesin! Vallahi ben de kafirlerden yetmiş kişinin kulağını ve burnunu keseceğim.

Bunun üzerine Nahl suresinin son ayetleri geldi:

-Eğer size zarar veren kimseye zarar vermek isterseniz, size verilen zararın misliyle zarar verin. Eğer sabredip ceza vermezseniz, elbette sabredenlere sabretmek, intikam almaktan daha üstündür.

...Efendimiz derhal istiğfar eylediler ve "öyleyse sabrederim" dediler ve yeminlerinin keffaretini verdiler.

Efendimizin rüyasındaki kılıcın ağzında meydana gelen çentik de işte tecelli etmişti.

......

Uzaktan Hazreti Hamza'nın kız kardeşi Safiyye Hatun göründü. Efendimiz, oğlu Zübeyr'e annesini karşılayıp şehide yaklaştırmamasını emrettiler. Ortada bir kardeşin; hele bir hanımın dayanamayacağı kadar ağır ve dehşet verici bir manzara vardı.

Hazreti Zübeyr, annesini karşıladı:

-Nereye anneciğim?

-İşittim ki dayın şehid olmuş. Fakat yüzünü parçalamışlar.

-...ama Resulullah, dayanamayacağın için gelmemeni tenbih buyurdular.

-Peygamberimizin sözü başım üstüne. Ancak; Hamza'ya Allahü teâlâ'nın rızasını istemesi sebebi ile geldi. Rabbim öyle takdir etmiş. O'na bu musibeti veren Allah, inşâallah bana da sabır verir. Git Resulullaha bu dediklerimi arz et ve kardeşimi son bir kere görme isteğimi ilet..

......

Sevgili Peygamberimizin merhamet ve müsaade buyurmaları ile Safiyye Hazretleri, kardeşinin başına geldi; gelmesi ile de yüreğine kor ateşler düştü; ciğeri tarifsiz şekilde kavruldu. Ama yine de teslimiyeti dile getirdi:

-İnna lillah ve inna ileyhi raciun.

Hüngür hüngür ağlıyordu. Peygamberimiz ve orada olan herkes ağladı.

Efendimiz dediler ki:

-Ya Safiyye! Cebrail gelerek "Hamza bin Abdülmuttalibin ismi yedi kat gökte "Allah'ın ve Resulullah'ın arslanı" olarak yazılıdır müjdesini verdi.

...Safiyye sükûnet buldu.

Sevgili Peygamberimiz, bu dünya nöbetini şehidlikle noktalayan büyük ve emsalsiz kahraman Hazreti Hamza radıyallahü anh'ın cenaze namazını kıldırdılar. Sonra diğer şehidler tek tek bulunarak Hazreti Hamza'nın yanına dizildi. Küffarın otuz ölüsüne karşılık altısı muhacirinden diğerleri ensardan olmak üzere yetmiş şehid vermiştik. Sadece Hamza radıyallahü anh'ın değil; daha başka şehidlerin de burunları, kulakları kesilmiş, gözleri çıkarılmış, karınları yarılmıştı. Bunları kâfir kadınları yapmışlardı. Hayrettir ki bu kadınlar, kestikleri kulak ve burunları ipe geçirerek gerdanlarına takıyorlardı. İnanılmaz dehşette korkunç tablolar.

Peygamberimiz buyurdular ki:

-Bir mü'min nerede şehid olursa, kendisini şehid olduğu yere defnediniz. Şehidlerimizi Uhud'da toprağa gömeceğiz...

...bunun üzerine daha evvel şehidlerini Medine'ye götürmüş olan bir kaç kişi, onları yeniden Uhud'a getirdiler.

Resulullah diğer şehidlerin de cenaze namazını kıldırdılar...tam yedi kere cenaze namazı kılındı...her defasında namaza durmuşken, mücahidler dünya gözü ile Cenneti görüyorlardı.

...

Şehidler, cenaze namazları kılındıktan sonra Uhud toprağına emanet edilmeye başlandı.

Resulullah Efendimiz:

-Hayatta iken Kur'an-ı Kerimi çok okuyanın kabrini ileri yapınız, buyurdular.

Al kanlı elbiseleri ile gömülüyorlardı. Mus'ab bin Umeyr radıyallahü anh'ın kaftanı vücudunu bütünüyle örtemiyordu. Baş tarafa çekseler ayak tarafı, ayak tarafına çekseler baş tarafı açıkta kalıyordu.

Peygamberimiz:

-Baş tarafını kaftanıyla; ayaklarını ızhır otu ile örtünüz buyurdular.

Efendimiz, Veheb bin Kâbus'un başucuna geldiler ve dediler ki:

-Ben, senden razıyım; Allah da râzı olsun.

Mubarek şehidi bizzat kabre indirdiler ve üzerinde nakışlar bulunan hırkalarını üstüne örttüler.

Sa'd bin Ebi Vakkas:

-Ah, keşke bana da böyle bir ölüm nasip olsaydı! Dedi. Hazreti Ömer de aynı hasrette idiler:

-İsterdim ki benim ölümüm de Veheb bin Kâbus'un ölümü gibi olsun.

Sa'd bin Ebi Vakkas sanki Veheb radıyallahü anh'a olan teveccühün sebebini izah ediyordu:

-Veheb'in Uhud'daki dövüşü gibi bir dövüşü hiçbir cenkte ve hiç bir yerde görmedim.

...O düşmana pençe üstüne pençe vuran bir arslandı adeta.

Hayatta iken birbirlerini çok sevenler aynı kabre konuldular.

Hazreti Hamza ile yeğeni ve aynı zamanda Peygamberimizin halası Ümeyye radıyallahü anha'nın oğlu ve Hamza radıyallahü anh gibi bir çok uzvu kesilmiş olanlardan Abdullah bin Cahş aynı kabre, Abdullah bin Huzam ile Abdullah bin Cemuhi bir kabre, Harise bin Zeyd ile Sa'd bin Rebi bir kabre ve Numan bin Malik, Abdullah bin Haşhaşi ve Muzhir bin Ziyad üçü de bir kabre gömüldüler.

Şehidlerin uğurlanışı bittikten sonra Uhud gazileri, sabır nümunesi yaralıları da sırtlarına veya terkilere alarak, yine başlarında Allah Resulü olduğu halde dönüşe geçtiler. Ciddi yaralar almış olanlar vardı. Meselâ Abdurrahman bin Avf yirmi yerinden yaralanmış, oniki dişi kırılmış ve bir ayağı sakatlanmıştı.

Efendimizin atının dizginlerini Sa'd bin Muaz radıyallahü anh çekiyor; ordunun önü sıra sancakdar Eburrum sancak açmış olarak yürüyordu.

......

Harre mevkiine geldiklerinde Resulullah Efendimiz, Eshab-ı kiramı safa geçirdiler ve ellerini açarak dua ettiler:

-Allah'ım! Hamd ve senâ ancak sanadır. Senin dalalette bıraktığını hidayete erdirecek ve hidayete kavuşturduğunu da saptıracak kimse yoktur. Allah'ım! Bize imanı sevdir. Kalblerimizi imanla süsle. Bizi küfür, azgınlık ve taşkınlıktan nefret ettir. Din ve dünyamıza zararlı olan şeyleri bilenlerden ve doğru yolda bulunanlardan eyle. Allah'ım bizleri müslüman olarak yaşat ve müslüman olarak öldür. Bizi salihler zümresine dahil eyle. Zira onlar ne şeref ve haysiyetlerini kaybeden; ne de dinlerinden dönenlerdir.

Vâdiyi "âmin" sadası inletti.

İslam ordusunun geçtiği yollar boyunca kabile kadın ve çocukları yollara dökülmüşlerdi. Sevgili Peygamberimiz'in hayatta olduğunu gören, Allahü teâlâ'ya şükrederek diğer yakınlarına bakınıyorlardı. Beni Eşhed kabilesi ile karşılaştılar. Karşılarına islâm hanımlarından Kebşe binti Rafi çıktı. Henüz hicab ayetleri gelmemişti. Sa'd bin Muaz:

-Annemdir ya Resulallah, dedi.

...aynı zamanda şehidlerden Amr bin Muaz'ın annesi. Efendimiz Kebşe radıyallahü anh'ı selamladılar:

-Merhaba!

-Merhaba ya Resulallah! Seni hayatta gördükten sonra, artık her felakete sabredebilirim.

Efendimiz, taziyetlerini bildirdiler:

-Ya Kebşe! Sana ve Amr'ın ev halkına müjdeler olsun ki, şehidler yakınlarına şefaat edecekler.

Hazreti Kebşe:

-Ya Resulallah! Madem ki hakikat böyledir, öyleyse hamd edilecek zamandır; taziyet verilecek zaman değil; sen bize dua buyur.

Peygamberimiz dua ettiler:

-Ya Allah! Bunların kalbinden hüznü gider; sıkıntılarına sabır nasip eyle..

......

Ordu Medine'ye giriyordu. Karşılamaya çıkanlardan biri de Hazreti Hamza'nın kızı Fatıma idi. Yanına süt ve hurma almış olarak yorgun dönecek babasını bekliyordu.

Bir sahabiye sordu:

-Babam geliyor mu?

Sahabi acı haberi veremedi. Ancak:

-Ömer ibnül Hattab arkada O'na sor, diyebildi.

Fatıma radıyallahü anha Hazreti Ömer'e sordu:

-Babamı gördün mü?

-Ebubekr geliyor O'na sor ya Fatıma!

Hazreti Ebu Bekr geldi. Aynı şeyi O'na sordu. Hazreti Ebu Bekr:

-Resulullah geliyor O'na sor, dedi...

Fatıma şüphelenmişti. Dört gözle Allah Resulünü beklemeye başladı.

Efendimiz gelince sordu:

-Ya Resulallah! Babam nerede?

-Baban benim ya Fatıma..

Fatıma ağlamaya başladı. Resulullah ve Eshab-ı kiram da ağladılar. Fatıma yine sordu:

-Ya Resulallah! Babam ne şekilde şehid oldu?

-Ya Fatıma, anlatılmasına dayanamazsın.

Şehid kızı daha çok ağlamaya başladı..

...

Ayeti kerime indi:

-Ya Muhammed! Sen Hamza'nın kızı Fatıma'yı kendi kızın kabul etti isen, bizim lütfumuz ve merhametemiz de senin ümmetini kabul etti.

Medine kapısına geldiler. Ortalık karşılayıcılarla dolu ve kalbler mahzundu. Zira her ev, bu harbde bir veya bir kaç mensubunu şehid vermiş; bir anda bir çok mü'min dul, yetim veya şehid anası olmuştu...

Allah'ın Resulü, mahzun mü'min ve mü'minelere hitap ettiler:

-Vallahi eshabımla birlikte ben de şehid olup Uhud Dağı'nın bağrında yatmayı ne kadar isterdim.

Ve devam buyurdular:

-Bundan sonra Kureyş kâfirleri bize galip gelemezler. Fetih bizimdir.

...

Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Hazretleri kale'den şehre girmeden; herkes evine dağılmadan önce eshabına; onların şahsında da bütün zamanlar boyunca gelecek ümmetine buyurdular ki:

-Küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz.

...Şeytandan da tehlikeli, içteki düşmanla; nefsle mücadeleye.


 
< Önceki   Sonraki >