Ana Sayfa arrow Sevgili Peygamberim arrow Allahım Affeyle, Çünkü Bilmiyorlar
Allahım Affeyle, Çünkü Bilmiyorlar PDF Yazdır E-posta

Nesibe binti Kâ'b, tası, kırbayı bir tarafa savurarak eline derhal bir kılıç ve kalkan geçirdi; kocası ve iki oğlundan başka o da düşmanın arasına daldı; değme mücahide taş çıkartacak bir şecaatle dövüşüyordu.

......

Kâfirler, maalesef islâm karargahına kadar sokulmuşlardı.

Sevgili Peygamberimiz, düşmana ok ve taşlar savuruyordu. Hazreti Ali, Peygamberimizi korumak maksadıyla etrafında fırdönerek birbiri peşi sıra gelen saldırıları bütün varlığı ile defetmeye uğraşıyordu.

Sahabiler -ne yazık ki- tarümar olmuş; herkes bir tarafa düşmüş; Peygamberimizle irtibat kopmuştu. Efendimiz ziyadesi ile üzgündüler. O kadar ki, üzüntü sebebi ile alınlarındaki damar parmak gibi kabarmıştı. Hem kendileri, hem Hazreti Ali, dövüşüyordu. Ali radıyallahü anh'a doğru bir kaç kâfir geliyordu. Peygamberimiz onları haber verdiler:

-Ya Ali! Şu üstümüze gelenleri defet!

Hazreti Ali radıyallahü teâlâ anh, destanlar yazıyordu. Cebrail aleyhisselam gelerek takdirlerini dile getirdi:

-Ali, hakkıyle yiğit.

Peygamberimiz tasdik buyurdular:

-Ali benden; bende ondanım...

Büyük Melek:

-Ben de ikinizdenim, dedi.

......

Mezine kabilesinden Veheb bin Kâbus ve yeğeni Hâris bin Ukbe bir sebeple Medine'ye geldiklerinde şehri terkedilmiş kadar sessiz buldular; kadınlar, çocuklar ve çok yaşlı ihtiyarlardan başka görünürlerde kimseler yoktu. Sebebini sorup da mü'minlerin harbte olduklarını öğrenince hemen onlar da Uhud'a koştular.. Amca-yeğen islâm ordusuna kaltıldıkları zaman, mücahidler kaçan kâfirlerden geriye kalan çadır ve malları yağma ile meşguldüler. Onlar da yağmaya dahil oldular...ama az sonra Halid bin Velid kuvvetlerinin Uneyn tarafından, kaçan Ebu Süfyan kuvvetlerinin de geri dönerek cepheden saldırıları ile islâm ordusu, çok zor bir hale düşüp kâfirler islâm karargâhına bile yüklenmeye başladıklarında Veheb bin Kâbus, Sevgili Peygamberimizi hedef alan üç ayrı müşrik dalgası ile boğuşmaya başladı. Bir kâfir grubu ile çarpışıyor, sonra diğerlerine dönüyor, yine ilki ile buluşuyordu. Nihayet müşrikler birleşerek arslanlar gibi dövüşen şanlı sahabinin üstüne geldiler... sayısız kılıç ve mızrak inip kalkıyordu. İslâm bir şehid daha vermiş; fakat Allah düşmanları da defedilmişti.

Resulullah Efendimiz buyurdular ki:

-Müjdeler olsun ya Veheb! Cennet sana müyesser oldu.

......

Bu ölüm-kalım mücadelesinde birara Allah'ın arslanı Ali Kerremallahü vecheh, Efendimizi göremez oldu. Bir taraftan dövüşürken bir taraftan da O'nu arıyor ve düşünüyordu: "O, kahramanların en üstünüdür. Düşman karşısından çekilmesi imkânsız. Acaba söz dinlemediğimiz için Allahü teâlâ, gadaba gelip de Resulullahı göğe mi kaldırdı"

Hazreti Ali de uzağa düşmüşken, Resulullah'a yeni bir hücum daha oldu.

İki atlı kuduz kâfir, Resulullah Efendimize çok tehlikeli bir şekilde saldırdılar. Ancak o ân Nesibe binti Kâ'b birden ortaya çıktı ve saldırganlardan birine indirdiği bir kılıç darbesi ile bacağını kopararak canını cehenneme yolladı. Nesibe Hatun'un saldırganı tepelemesi Allah'ın Resulünü ziyadesi ile memnun etti. Diğer mel'una da hamle yaptıysa da düşman çift zırhlı olduğundan bu müthiş kılıç darbesinden hafif yarayla sıyrıldı ve ânında kahraman mücahideye amansız bir kılıç indirdi. Hazreti Nesibe'nin sağ omuzdan taraf göğsü yukarıdan aşağıya doğru ikiye ayrıldı...

Bütün bunların hepsi gayet kısa bir zamanda oldu. İşte bu kahraman kadının kazandırdığı bu çok kıymetli zamanda Hazreti Ali, tekrar Efendimizi, düşman karşısındaki mücadelesini ve maruz kaldığı tehlikeyi görerek o tarafa atıldı; adeta uçtu. Bir kartal gibi; bir kaplan gibi. O dakika kâfirin kılıcını Hazreti Nesibe radıyallahü anha'nın omuzundan çekip yeniden Resulullah'a saldıracağı ândı. Peygamberimiz, cesur kadının oğlunu görür görmez seslendiler:

-Ya Abdullah! Validene yetiş!

...ama Allah'ın arslanı Hazreti Ali, kâfire öyle bir vuruş vurdu ki, darbeye çift zırh falan kâr etmedi ve zalimin leşi, külçe gibi yere yığıldı. Hazreti Abdullah'a yapacak iş kalmamıştı.

Peygamberimiz, kendisini yiğitçe müdafaa eden ve tehlikenin savuşturulması için çok değerli bir ânı onüç yara alma pahasına canını ortaya koyarak kazandıran mubarek mücahidenin ikiye ayrılmış omuzunu mubarek elleri ile sığadılar. Ve buyurdular ki:

-Ey Ümmü Emmare! Senin bu katlandığına kim katlanır?

Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi eseri omuz derhal iyileşti. O, muhakkak bir ölümden dönmüştü; ama şehidlikten de... Bu sebeple Nesibe annemiz, hasretten kavruldular:

-Ya Resulallah! dediler, ayaklarının dibinde şehid olma şerefini bana niçin müsaade etmediniz?

...dehşetli bir harp manzarası, canhıraş bir müdafaa ânı, tüyler ürperten bir kılıç yarası ve kalbdeki yüce arzu. Bu ihlas dolu yalvarış karşısında Efendimiz fedakâr kadını en yüksek mükâfaatla şereflendirdiler:

-Ya Rabbi! Nesibe ve aile efradını cennetde yanımdan ayırma..

Nesibe binti Ka'b radıyallahü anha'nın bir çok erkekten daha yiğit bir kadın olduğunu herkes gördü ve bunu teslim etti.

......

Azılı düşmanlardan ibni Kamiyye islâm sancaktarı Mus'ab bin Umeyr'e saldırdı. Hazreti Mus'ab bir elinde sancağı olduğu halde diğer elindeki kılıcı ile düşmanla mücadele ediyordu. Kâfir, Mus'ab radıyallahü anh'ın sağ elini uçurdu. Ancak islâm bayraktarı olduğu yerden bir adım dahi geri atmayarak sancağı koltuk altına, kılıcı sol eline aldı ve:

-Hiç şüphe yok ki Muhammed Allah'ın Resulüdür!

Diye bağırarak o şartlarda bile çarpışmaya devam etti. Kâfir, sol elini de uçurdu. Kanı ile destanlar yazan aziz kahraman, islâm sancağını yine bırakmadı. İyice canavarlaşan ibni Kamiyye, bu defa mızrakla saldırdı ve artık tamamen mecalsiz kalan mücahidi yere düşürdü...ama sancak yere düşmedi. Buna yüce Allah, müsaade etmedi. Sancağı son ânda Mus'ab'a benzeyen bir meleğin de yardımı ile Eburrûm Hazretleri kaptı.

Bu sırada bir müşrik sürüsü saldırdı. Hazreti Ali, Ümeyye bin Mahzun'u katletti. Öbürleri kaçtılar. Atlı, kılıçlı, kalkanlı, mızraklı bir dalga daha geldi. Hazreti Ali, Amr bin Abdullah'ı katletti; diğerlerini geri püskürttü. Bir düşman dalgası daha geldi. Yine Hazreti Ali, bu defa da Bişr bin Amir'i devirdi; diğerleri tersyüz oldular. Bu çarpışma sırasında üstün kahramanın kılıcı kırıldı. Sevgili Peygamberimiz, göz yaşartıcı bir kahramanlıkla dövüşen bu fedakâr mücahide hemen kendi kılıçları Zülfikâr'ı uzattılar. Hazreti Ali'nin gönlünü sevinçler doldurdu. Efendimiz buyurdular ki:

-Ya Ali! İşitiyor musun? İsmi de Melek olan bir melek, gökte seni överek ne diyor? "Ali gibi kahraman; Zülfikâr gibi kılıç yoktur."

Büyük iltifatın sevinci; kılıcı sert; kalbi ipekten yumuşak Ali radıyallahü anhın gözlerini yaşarttı.

......

Ebu Süfyan var gücüyle bağırıyordu.

-Haydi! Vurun, oklayın, vurun! Merhamet etmeyin. Bugün bunları yok etme günüdür. Haydi Bedr'de yüreği yananlar nerdesiniz? Durmayın, saldırın!

Kışkırtmalarla daha da coşan kâfirler, müslümanlara ok yağdırıyorlardı. Bir ok hızla Resulullah'a isabet edecekken Talha bin Abdullah radıyallahü anh, onu havada yakaladı; ama ok, iki parmağını kesip attı, elin sinirleri parçalandı, kemikleri kırıldı.

Peygamberimiz buyurdular ki:

-Her kim bu dünyada bir cennet ehli görmek isterse Talha bin Abdullah'a baksın.

...

Ebu Dücane, Peygamberimizi gelen oklardan korumak için koşup kendisine sarıldı. Oklar, kahraman sahabinin sırtına sırtına isabet ediyor...fakat O, dişlerini sıkıp var gücüyle sabrederek kollarını açmıyordu...nihayet Ebu Dücane, aldığı yaralara dayanamayıp kolları gevşedi ve usul usul kayıp yere düştü. Bu sırada Abdullah bin Şihabi, fırıl fırıl dönerek hem Resulullah Efendimizi arıyor, hem de kinini açığa vuruyordu:

-Muhammed'i bana gösterin bana! Eğer o kurtulursa; kurtulmak bana nasip olmasın!

Halbuki Peygamberimiz hemen önündeydi; fakat gözü dönmüş kâfir O'nu göremiyordu.

......

Hücumların ardı arkası kesilmiyordu. Rezil oldukları bir sırada ummadıkları bir şekilde karşılarına inanılmaz bir fırsat çıkmıştı. Şimdi yakaladıkları bu fırsatı, maksatlarını gerçekleştirmek için zaferle noktalamaya uğraşıyorlardı. Bu sebeple çılgın bir saldırı ihtirası yaşıyorlardı. Doğrudan Efendimizin hayatına kasteden bir müşrik hücumu daha oldu.

İbni Kamiyye adında bir kâfir, Sevgili Peygamberimize bir kılıç darbesi vurma bahtsızlığında bulundu. Savrulan taşların da haddi hesabı yoktu...darbenin şiddeti ile ezilen tolgalarının iki halkası nur kaynağı yüzlerine battı; şiddetle çarpan bir taş yüzünden de sağ alt çenelerinin ön kesici dişi kırıldı... Peygamberimiz önlerinde bulunan bir çukura düştüler. Veya belki de düşer gibi yaptılar.

İbni Kamiyye cibilliyetsizi çığlıklar atmaya başladı:

-Muhammed'i öldürdüm! Ben Muhammed'i öldürdüm!..

Bir ses O'nu doğruladı:

-Evet; Muhammed katledildi! Muhammed katledildi.

Bu da iblisti.

Ebu Süfyan, hâlâ sırtlanlar gibi sevinç çığlıkları koparan İbni Kamiyye'ye koştu:

-Doğru mu ya İbni Kamiyye? Muhammed nihayet yok mu?

-Evet O'nu öldürdüm! Ben öldürdüm ya Eba Süfyan!

-Eğer, ya İbni Kamiyye, baş düşmanımızı hakikaten öldürdüysen, biz de acem pehlivanlarına yapıldığı gibi bileğine altın pazubendler takarız. Ama önce meydanı dolaşıp ölüsünü görelim.

Ebu Süfyan ve Ebu Âmir Fasık, ölüleri dolaşmaya başladılar. Ebu Âmir, her birinin başına geldikçe Ebu Süfyan'a onun kim olduğu ve hangi kabileye mensup bulunduğu hakkında bilgi veriyordu. Bir şehidin başına geldiklerinde Ebu Süfyan, balmumu gibi sarardı. Daha Ebu Âmir bir şey demeden O konuştu:

-Andolsun ki, bu oğlum Hanzala'dır.

...

Hanzala radıyallahü anhın saçlarından sular süzülüyordu. Az evvel yıkanmış gibiydi.

Evet; doğru. Hazreti Hanzala az evvel yıkanmıştı; melekler yıkamıştı O'nu.

Mubarek sahabi şehid olmadan bir gece önce evlenmiş; ertesi sabah yıkanma fırsatı dahi bulamadan; hatta belki de "yoksa cihadı kaçırdım mı?" telaşı ile yıkanacağı hatırına bile gelmeden yatağından fırladığı gibi islâm sancağının altına koşmuştu. O'nun orduya katıldığı an saflar tanzim oluyordu. Gusl abdesti alma imkânı bulamadan babasının başkumandan olduğu müşriklere karşı çarpışa çarpışa şehid oldu. Bu sebeple melekler o'nu saf, tertemiz yağmur suları ile yıkayıp pakladılar.

Peygamberimizin haberini verdiği bu hadise sebebi ile Hanzala radıyallahü anh'a "gasil-ül melaike" dendi..

......

Ebu Süfyanla Ebu Âmir, ölüler arasında Resulullah'ı göremeyince İbni Kamiyye'ye inanmadılar.

...Uhud dönüşü İbni Kamiyye dağa gidecek ve bir yaban keçisi o'nu süre süre boynuzları ile delik deşik ederek öldürecektir.

......

İbni Kamiyye "Muhammed'i öldürdüm" diye bağırdığında muazzam bir kargaşa ve ana-baba günü olması yüzünden, Eshab-ı kiram Sevgili Peygamberimizi bulamadılar. Bulamayınca da bazıları, Medine'ye Hazreti Osman'ın yanına; bazıları dağda gizlenmeye elverişli yerlere gitmeye başladılar. Enes bin Malik radıyallahü anh, bunlara çıkıştı:

-Ey cemaatı müslimin! Resulullah şehid olduysa Allah'ı bâkidir. Bu din uğruna can verip de O'na kavuşmak istemez misiniz?

Herkes bir türlü hareket ettiyse de Enes bin Malik, çarpışa çarpışa bâki olan Allah'ı uğruna şehid oldu.

......

Enes bin Nadr, cepheden dönen mü'minlerden "Resulullah şehid oldu" haberini işitince, müthiş şekilde öfkelendi. Haberi getirenleri adeta silkeledi:

-Öyleyse siz niçin yaşıyorsunuz?

Bir şey daha dedi:

-Uhud Dağı'ndan Cennet kokusu geliyor. Ardından da kılıcını kaptığı gibi savaşa koştu. Bir civan gibi çarpışa çarpışa ve hayli yara alarak Medine'de iken imanın bereketi ile kokusunu işittiği Cennetin aslına kavuştu; şehid oldu.

......

Amr bin Cemuh, Sevgili Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem, bütün gazalarına katılmış. Ve ayağında bir topallık olmuştu. Bu sebeple Uhud cengine gitmeyi çok arzu etmesine rağmen "sen özürlüsün" denerek mani olundu. Uhud'dan bir kısım askerin Resulullah'ın şehid olduğunu zannederek Medine'ye geri gelmeleri üzerine tekrar ayaklandı. Yine bırakmak istemediler:

-Zaten dört evlâdın cephede. Hem sen yürümede zahmet çekiyorsun!

-Evlâdlarım şehid olarak Cennete giderken benim böyle bir ânda burada oturmam doğru mu?

Hanımı Hind binti Abdullah dedi ki:

-Ama nice kimseler buraya geri geldiler!

Bunun üzerine Amr radıyallahü anh ellerini açarak dua etti:

-Ya ilahi! Beni tekrar evime yollama..

...

Yolda karşılaştığı bazı kimseler de geri dönmesini tavsiye ettilerse de, o bunlara aldırış etmeden Büyük Peygamberin huzuruna gelerek tekmil verdi:

-Ey Allah'ın Resulü! Şu âna kadar topal olduğum için cihada gelemedim. Ama şimdi şükür ki yine sizinle bir gazadayım. Lütfen dua buyurunuz şehid olayım.

Efendimiz:

-Sen mazursun! Cihada iştirakin şart değil.

...dedilerse de O ısrarlı oldu. Ve "ben Cennete hasretim" diyerek oğullarından biri ile omuz omuza dövüşürken baba-oğul ikisi aynı ânda şehid oldular...bir kişi daha şehid oldu; kayın biraderi Abdullah.

......

Resulullah Efendimizi, düştüğü çukurdaki ölüler arasında ilk olarak Kâ'b bin Malik gördü. Kâ'b radıyallahü anhın aklı başından gidecekti.

-Ey mücahidler! Gözümüz aydın, işte Resulullah burada koşun!

Efendimiz bulundukları yerden:

-Sus! diye işaret ettiler, düşman farketmesin.

Hemen ensar ve muhacirinden mü'minler oraya koştular. Efendimiz kılıç darbesi ve atılan taşlarla hayli yara almıştı. Ayrıca üzerinde iki de zırh vardı. Bu sebeple Sevgili Peygamberimizin çukurdan çıkmasına yardımcı olmak için Talha bin Abdullah aşağı indi. Resulullah bu sahabinin omuzuna bastı; Hazreti Ali de elini uzatarak yukarı çıkmasına yardım etti. Tolganın halkaları, Efendimizin yüzüne derinlemesine batmıştı. Gül renkli yüzlerinden, gül renkli bir mubarek kan sızıyordu. Ebu Ubeyde bin Cerrah bu halkaları ancak dişleri ile çıkarabildi. Peygamberimiz Ebu Ubeyde Hazretlerini işaretle buyurdular ki:

-Benim kanım ile kendi kanı karışmış olan bir kimseyi görmek isteyen Malik bin Sinan'a baksın. Kimin kanı benim kanım ile karışırsa; cehennem ateşi o kimseyi yakmaz.

Sahabiler, Peygamber Efendimizin mubarek vücudunda yetmiş yara saydılar...

Sevgili Peygamberimizin şehid olmayıp hayatta ve harp meydanında olduğunu öğrenen mü'minler, sanki yeniden dirildiler. Hemen O'nun sallallahü aleyhi ve sellem etrafında kenetlendiler. Ve Merhamet Sultanı'na ölümüne siper oldular.

Kimler?

Sa'd bin Ebi Vakkas, Ebu Talhabin Sâb, İbni Mazun, Mikdat bin Amr, Zeyd bin Haris, Hatıb bin Ebi Beltea, Utbe bin Ebi Gazvan, Haraş bin Samme, Kutbu bin Amir, Bişir bin Bera, Ebu Naile, Selkan bin Sülafe, Katade bin Numan, Ali bin Ebi Talib....gibi eşsiz islâm kahramanları

Evet; O bir merhamet sultanı. Kendisine en büyük fenalıklar yapılırken bile, işte Allahü teâlâ'dan istediği:

-Allahım affeyle, çünkü bilmiyorlar.

......

 
< Önceki   Sonraki >