Ana Sayfa arrow Sevgili Peygamberim arrow Bütün Zamanların En Büyük ve En Mânâlı Savaşı: Bedir 4
Bütün Zamanların En Büyük ve En Mânâlı Savaşı: Bedir 4 PDF Yazdır E-posta

AlabildiğineImage bir düzlük ve çöl. Uzakta sıra dağlar. Masmavi bir gök; güneş tam tepede. Yerde telef olmuş veya yaralı at ve develer, ve kara suratlı kâfir ölüleri...yalvararak inleyen, hayatlarının bağışlanmasını isteyen, "su, bir damla su" diye sayıklayan kâfir yaralıları ...beride hasretinde olduğu rütbeye kavuşmanın tarifsiz huzurunu yaşayan nur ve gül yüzlü şehidlerimiz. O bilmediğimiz hayatta bilmediğimiz nimetlere kavuşmuş bu mes'ud şehidlerin yüzlerinde derin bahtiyarlık tebessümleri...sarı çöl; kanlar içinde şehid ve ölüler ve kanlarda şavkıyan güneş hüzmeleri. Derinlerde dâvullarla zafer gümbürtüleri. Meleklerin öldürdüğü ölüler boyun ve eklemlerindeki siyahlıklardan hemen tanınıyorlar.

......

Eshabı Kiram ile müşrikleri takipten karargâha dönen Sevgili Peygamberimiz, süal buyurdular:

- Ebu Cehil'den bir haber var mı? Ölü mü, yaralı mı, kaçtı mı?

Muaz radıyallahü anh:

- Ebu Cehili merhum kardeşim Muavvaz ile birlikte öldürdük ya Resulallah...

Hazreti Ömer, hayret etti:

- Bir yanlışlık olmasın! Biz Ali bin Ebi Talib ile O'nu öldürmüştük.

Hazreti Muaz:

- Hayır Hayır! Hatta O'nu katlederken Muavvez'i de kaybettik.

Ensar'dan Abdullah ibni Mes'ud, söz aldı:

- Ya Resulallah müsaade ederseniz meydanı bir gezeyim, ölü veya yaralı olup olmadığını şimdi öğreniriz.

Efendimiz izin verdiler.

İşte, biraz evvel insan, deve, at, ok, gürz, kalkan ve kılıç seslerinin birbirine karıştığı meydan...O velvelenin, o gulgulenin yerini şimdi derin bir sessizlik almıştı. Abdullah ibni Mes'ud, çöle serilmiş ölü ve yaralıları tek tek yokladıktan sonra aradığı şahsı buldu. Evet; Ebu Cehil Amr bin Hişam; Kureyş kabilesinin bu mühim siması, müşriklerin lideri işte âciz bir şekilde can çekişiyordu. Aziz sahabi, bir ayağı ile islâmın amansız düşmanı baş kâfirin göğsüne bastı ve eliyle sakalından tutarak sarstı:

- Heyy! Sen Ebu Cehil değil misin?

- Evet; ben Ebu Cehilim. Ama sen o yüksek yerde ne arıyorsun ey koyun çobanı! Unutma ki çıktığın yer yalçın bir dağdan daha sarptır.

- Ey mel'un! Cehennemi boylamak üzeresin ama hâlâ kibir nutukları atıyorsun.

- Keşke o göğse Yesribli bir köylü değil de bir Mekke'li çıksaydı.

- Hâlâ mı büyüklenme?

- Zafer hangi tarafta?

- Elhamdülillah ki müslümanların.

- Yaa! Demek öyle!... Git Muhammed'e deki: Bugüne kadar O'na düşmandım. Şimdi düşmanlığım bir kat daha arttı!

Abdullah ibni Mes'ud'un cevabı, ayağı altında zelil ve hakir bir şekilde acılar çeken korkunç kâfirin yüzüne kırbaç gibi indi:

- Alçak! Kafanı keseceğim senin! Hem de yıllarca belinde gururla taşıdığın şu kendi kılıcınla keseceğim!

- Bari omuzuma yakın yerden kes ki başım heybetli görünsün.

- Zebaniler heybet neymiş şimdi gösterirler sana kibir putu! Al bakalım!!!!

Mübarek sahabi, bir hamlede Ebu Cehil'in kafasını gövdesinden ayırdı. Murdar vücut, kafası koparılan bir horoz gibi bir-iki çırpınıp debelendikten sonra kaskatı kesildi. Yıllarca Allah Resulü ile eshabına olmadık eziyetler çektiren koca zalim, dünyadan yıkılıp gitmişti. Hem de ne ibretle! Kendini beğenmiş ve mağrur Ebu Cehil, ayağa kalktığında ancak oturan bir babayiğidin yüksekliği kadar boyu olan Abdullah ibni Mes'ud'un ayağı altında şerefsiz bir şekilde ve kendi kılıcı ile ...

Aziz sahabi, Ebu Cehl'in zırhını, kılıcını ve bir ipe takarak sürüte sürüte getirdiği kafasını İki Cihan Sultanının mübarek ayakları dibine bıraktı...kafa kan, toz topraktan tanınmaz haldeydi.

- Ya Resulallah! İşte Allah düşmanı Ebu Cehlin başı!..

- La ilahe illallah! Ey Abdullah ibni Mes'ud! Bunun Amr bin Hişam'ın başı olduğuna dair kendisinden gayrı ilâh olmayan Allah'a yemin eder misin!..

- Evet ya Resulallah! Kendisinden gayrı ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki mübarek ayaklarınız dibindeki bu baş Ebu Cehil'e aittir.

Sevgili Peygamberimiz azgın bir şakînin islâm yolundan çekilmiş olmasından dolayı memnun oldular; iki rek'at şükür namazı kıldıktan sonra sonsuz hamdlere layık olana yöneldiler:

- Allah'a hamd-ü senalar olsun ki kuluna yardım etti; dinini üstün kıldı, buyurdu ve devam etti, Allahım vaadini yerine getirdin; hakkımdaki nimetini tamamla...

...ve İbni Mes'ud ve bir kısım eshabla beraber Ebu Cehlin cesedinin bulunduğu yere gittiler.

Amansız islam düşmanının ölüsü üzerine gelince:

- Ebu Cehil, bu ümmetin fir'avnı idi, dediler ve seslendiler:

- Ey Allah düşmanı! Allah'a hamdolsun ki seni zelil ve hakir etti.

......

......

Böylece savaş, öğlen sıralarında müslümanların mutlak zaferi ile noktalanmıştı.

Efendimiz tekrar karargâha döndüler ve şehidlerin, ölülerin, yaralıların, esirlerin ve ganimet mallarının tesbitini emrettiler.

Cebrail aleyhisselâm ve diğer melekler izin isteyerek gittiler.

......

......

Müslümanlar, Bedr meydanında büyük islâm davası uğruna ondört şehid vermişlerdi. Bu ondört kişinin altısı muhacirinden sekizi ensardan idi...

Şehid muhacirler:

Mihca, Ubeyde bin Haris, Züşşimaleyn bin Abdi Amr, Akıl bin Bükeyr, Safvan bin Beyza ve onaltı yaşındaki gencecik Umeyr bin Ebi Vakkas.

Şehid Ensar:

Hârise bin Süraka, Sa'd bin Hayseme, Mübeşşir bin Abdülmünzir, Umeyr bin Hümam, Rafi bin Mualla ve analar anası Afra hatun radıyallahü anha'nın goncaları Yezîd bin Haris, Avf bin Haris, Muavvez bin Haris.

...aziz şehidler al kanlı elbiseleri ile yan yana dizilmişlerdi. Yüzlerine sanki pembecik pembecik cennet gülleri yansıyordu; ferah, aydınlık, huzurlu rahmetullahi aleyhim ecmain.

Kâinatın Sultanı, mübarek şehidlerin önünde durdular. Sahabiler de arkada safa geçtiler. Az evvel omuz omuza savaştıkları arkadaşlarının şimdi cenaze namazını kılıyorlar. Efendimiz tekbirler getiriyor; cemaat tekrarlıyor...

Namazdan sonra yan yana ondört cennet bahçesi açıldı ve aziz naaşlar toprağa emanet edildiler... Onlar ne bahtiyar insanlar ki islâmiyet uğruna en kıymetli varlıklarını; canlarını verdiler. Cenaze namazlarını Allahın Resulü ve Allahın yeryüzündeki arslanları kıldılar... Onlar ne seçilmiş insanlar ki vasıfları Bakara suresi yüzelli dördüncü ayeti ile anlatıldı: Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyiniz. Hayır, diridirler. Fakat siz farkında olmazsınız...

......

Tabiatiyle bir çok da yaralı mücahid mevcuttu. Meselâ Zübeyr bin Avvam radıyallahü anh. Hayli yarası vardı; ama en derini boynundakiydi. Bu yaraya parmak rahatlıkla girebiliyordu.

......

......

Ensar'dan Harise bin Süraka'nın Bedr'de genç yaşta hayatını kaybettiği haberi Medineye annesi Rubeyde Hatun'a gelince yiğit ananın tavrı merak mevzuu oldu. Acaba ölüm haberi, cahiliyet döneminde olduğu gibi O'na saç baş yoldurup hüngür hüngür göz yaşı döktürecek miydi? Soylu ana dedi ki:

- Benden cahiliyet zamanının alışkanlıklarını beklemeyin. Şimdi evlat kaybetmenin acısını kalbime gömüyorum. Resulullahın avdetini bekleyeceğim. Şayet Harise şehid olarak cennetlik olmuşsa elbetteki gözümden tek damla yaş sızmayacak; şükür secdesine varacağım. Ama ruhunu imansız olarak teslim etmişse; bu gözlerin şu dünyayı görmesine artık lüzum kalmaz. O zaman kanlı göz yaşları ile ağlayacağım.

......

......

İman ordusunun ondört kaybına karşılık, küfür ordusu yirmidördü Kureyş reislerinden olmak üzere yetmiş ölü ve ayrıca yetmiş de esir vermişlerdi. Müslümanların eline geçen ganimet ise yüzelli deve, otuz at, çok miktarda kırmızı kadife, kılıç, ok, mızrak, yay, gürz gibi savaş aletleri, ev eşyası, elbise ve benzeri şeylerdi.. Ganimet Emirliğine Abdullah bin Ka'b tayin edildi. Yetmiş müşrikten onaltısını Ali rahmetullahi teâlâ aleyh hazretleri, öldürdü. Beş kişinin de öldürülmesinde diğer eshaba yardım etti. Beş kişiyi Hazreti Hamza radıyallahü teâlâ anh öldürdü. Dört müşriki de Ammar bin Yasir rahmetullahi teala aleyh katletti. Ammar bin Yasir anne ve babası ile ilk imana gelenlerden. Bu sebeple küfrün ilk azgın dalgaları bunlara; ilklere çarptı... Çok işkence gördüler. Annesi Sümeyye Hatun işkence altında iken "İslamdan dön!" baskılarına "hayır!" dediği için Ebu Cehil tarafından süngü ile vurularak hunharca şehid edilmişti..ilk şehidimiz bir anne; evlâdlar, annelerden çoğalır. Sanki Sümeyye radıyallahü anha sonraki şehidlere manevi anne oldu da asırlar boyu çoğaldılar; çoğalacaklar.

......

Hazreti Ebu Bekr'in oğlu Abdurrahman ise kılıçtan kurtulmuştu. Şimdi kılıçtan; günü gelince de eshabdan olarak cehennemden...

......

Büyük kumandan Sevgili Peygamberimiz Kureyş reislerinden yirmidört ölünün Kalib denilen taşla örülü kör kuyulardan birine atılmasını emrettiler. Sürüterek çeke çeke kuyuya ilk atılan koca gövdeli Utbe bin Rebia oldu. Efendimiz, Ebu Huzeyfe'nin yüzüne baktılar. Babasının berbat akıbeti O'nu sarartmıştı. Halbuki Ebu Huzeyfe, O'nun hep imana geleceğini bekliyordu. Müşrikler, bir bir kuyuya dolduruldular. Umeyye bin Halefse zırhının içinde şişmişti. Zırhtan çıkartılmaya çalışılınca etleri dağılmaya başladı. Bu sebeple o'nu olduğu yerde bırakarak üstüne taş-toprak yığıldı.

...İslâmiyeti yok etmek için saldıranların kendileri yokolmuştu... Sevgili Peygamberimizle Hazreti Ebu Bekr, koca kâfirler, kuyuya atılırken savaş alanını geziyorlardı. Peygamberimiz, sürekli hamd ediyorlar: "Allah'a hamdolsun ki bana olan vaadini yerine getirdi"..

......

......

Harp artığı müşrikler, Mekke'ye vardıklarında Sürakayı az kalsın parçalayacaklardı:

- Ya Süraka başımıza gelenler hep senin yüzünden!

- Ne! Benim yüzümden mi? Ben ne yapmışım ki!

- Daha ne yapacaksın? Eğer savaş meydanından kaçmasaydın Mekke ordusu bozguna uğramayacaktı.

- Kim? Ben mi?

Kalabalık Sürakayı bunaltıyordu.

- Elbette sen!

- Emin olun ki ben Bedr'e gelmedim. Hatta sizin gittiğinizi bile nice zaman sonra işittim.

Süraka şeklinde görünenin iblis; diğerlerinin de şaytanlar olduğunu nasıl bilebilsinlerdi?

......

.....

 
< Önceki   Sonraki >