Ana Sayfa arrow Şevâhid-ün Nübüvve arrow Hicretinden Vefâtına Kadar Vukû Bulan Hâdiseler 10
Hicretinden Vefâtına Kadar Vukû Bulan Hâdiseler 10 PDF Yazdır E-posta
Image Hazret-i Alî “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” beni, halk arasında islâmiyyetin hükmleri ile hükmetmem için Yemene kâdî olarak vazîfelendirdi. Yâ Resûlallah! Ben âlim değilim. Kâdîlık yapacak hükmleri bilmem, dedim. Mubârek elini göğsüme koydu ve (Yâ Rabbî! Kalbine hidâyet et ve lîsanına istikâmet ver) diye düâ buyurdu. Ondan sonra iki kimse arasında hükm vermekde hiç şübheye düşmedim.

• Yine hazret-i Alî “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bana, benim deveme binerek Yemene git. Yemen yakınında falan tepeye varıp, üzerine çıkdığın zemân, halkın seni karşılamaya geldiğini göreceksin. Orada taşa toprağa Resûlullah size selâm söyledi diye söyle, buyurdu. O tepeye varınca halkın beni karşılamaya geldiğini gördüm. Esselâmü aleyküm ey taşlar ve topraklar. Resûlullah size selâm söyledi, dedim. O ânda birden bire yeryüzünde bir uğultu ve gürültü kopdu. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” selâmına cevâb verdiler. Beni karşılamaya gelenler bu hâli görünce, îmân etdiler.

• Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” bir gün Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna gelip, yâ Resûlallah! Senden işitdiklerimi unutuyorum, diye şikâyetde bulundu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ridânı yere ser, buyurdu. Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” ridâsını yere serdi. Resûlullah mubârek elini uzatıp havadan bir kerre veyâ üç kerre birşey alıp ridânın içine bırakdı. Ridânı topla ve göğsüne koy buyurdu. Ebû Hüreyre buyurduğu gibi yapdı. Ondan sonra işitdiği hiçbir şeyi unutmadı.

• Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Annem müşrik bir kadın idi. Ne kadar islâma da’vet etdiysem de kabûl etmedi. Bir gün yine onu islâma da’vet etdim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hakkında bir söz söyledi. Çok incindim. Ağlayarak Resûlullahın huzûruna gitdim. Bu durumu anlatıp, yâ Resûlallah, bir düâ ediniz de Allahü teâlâ Ebû Hüreyrenin annesine îmân nasîb etsin dedim. “Yâ Rabbî, Ebû Hüreyrenin annesine hidâyet ver” diye düâ buyurdu. Anneme müjde vereyim diye eve gitdim. Evin kapısını kilitli buldum. İçerden su sesleri geliyordu. Gusl abdesti aldığını anladım. Annem içerden, ey Ebû Hüreyre, biraz sabr eyle, diye seslendi. Biraz sonra elbisesini giyip kapıyı açdı ve innî eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü diyerek müslimân olduğunu bildirdi. Ben hemen koşarak Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna gitdim. Sevincimden ağlayarak, müjde yâ Resûlallah, annem hakkındaki düânız kabûl olundu, dedim. Sonra, yâ Resûlallah, bir düâ dahâ ediniz de Allahü teâlâ insanların kalbinde ben ve annemi sevgili eylesin ve onları da bizim kalbimizde sevgili eylesin, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bunun için de düâ buyurdu. Hiçbir mü’min yokdur ki, benim adımı işitsin de beni sevmemiş olsun.

• Bir yehûdî, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” için süt sağmışdı. “Yâ Rabbî ona cemâl, güzellik ver” diye düâ buyurdu. O yehûdînin saçları yetmiş yaşına kadar ağarmadı.

• Nâbiga adlı bir şâir, bir gün şi’rini Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” okudu. Resûlullah onun hakkında, “Allahü teâlâ ağzını bozmasın, dağıtmasın” diye düâ etdi. Nâbiga yüzyirmi sene yaşadığı hâlde ağzından bir dişi düşmedi.

• Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek elini Kays bin Zeydin başına koyup, Ey Kays! Allahü teâlâ sana bereket versin, diye düâ etdi. Kays bin Zeyd yüz sene yaşadı ve hiç başı ağrımadı. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek elinin dokunduğu saçları hiç ağarmadı ve hiç ihtiyârlamadı.

• Câbir bin Abdüllah “radıyallahü anh” anlatır: Gazvelerden birine Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ile birlikde çıkmışdım. Birgün bir ağacın gölgesinde otururken, Resûlullah bulunduğum yere geldi. Yâ Resûlallah, gölge yere buyurun, dedim. Teşrîf edip, oturdu. Yanımda salatalık vardı. Çıkarıp Resûlullaha ikrâm etdim. Bunu nereden buldun diye sordu. Yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Medîneden getirdim, dedim. Benim develerimi otlatan bir arkadaşım vardı. O sırada o da yanımda idi. Üzerinde eski bir elbise vardı. O hâliyle yürüyüp gitdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bana bu arkadaşının üzerindeki elbisesinden dahâ iyi elbisesi yokmu diye sordu. Yâ Resûlallah! İki elbisesi dahâ var, ben vermişdim. Çantasında saklıyor deyince, arkadaşını çağır, o iyi elbiseleri giysin, buyurdu. Onu çağırdım. Gelip, çantasındaki elbiseleri giyinip gitdi. Sonra Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, arkadaşının hâlinin ne olacağını biliyor musun? Allahü teâlânın onun için takdîr etdiği ölüm bu harbde olacakdır, buyurdu. Arkadaşım bu sözleri işitip, yâ Resûlallah, Allah yolunda mı öleceğim diye sordu. Evet, buyurdu. O gazâda şehîd oldu “radıyallahü anh”.

• Gazvelerden birinde Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” devesi kayboldu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Allahü teâlânın o deveyi geri göndermesi için düâ etdi. Allahü teâlâ bir kasırga gönderdi. Kasırga deveyi önüne katıp, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yanına getirdi.

• Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek elini Hanzala bin Huzeymin “radıyallahü anh” başının üzerine koydu. Resûlullah ona, “Allahü teâlâ sana bereketler versin” diye düâ etdi. Bir kimsenin yüzünde veyâ bir hayvanın memesinde şişlik olsa, Hanzala “radıyallahü anh” o şişliğe üfürür, sonra elini kendi başı üzerine koyarak “Bismillâh alâ eser-i yed-i Resûlillah” derdi. Sonra elini o şişliğin üzerine sürerdi. Şişlik hemen kaybolurdu.

• Habîb bin Füveyk “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Gözlerime beyâz perde inmişdi. Hiç görmezdi. Babam beni Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna götürdü. Gözlerine ne oldu diye sordular. Bir gün devemi sürerken, ayağım bir yılan yumurtasına dokundu. O ânda gözlerime ak indi, görmez oldu, dedim. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek nefesleriyle iki gözüme üfürdüler. O ânda gözlerim görmeğe başladı. Habîb bin Füveyk seksen yaşına geldiği hâlde, gözleri gâyet iyi görürdü ve iğneye iplik takardı.

• Bir şahs sol eliyle yemek yirdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” niçin sağ elinle yimiyorsun diye sordu. O şahs yalan söyliyerek, sağ elimle yiyemiyorum, dedi. Sağ elinle yiyemeyesin buyurdu. Artık o şahsın sağ eli hiç ağzına yetişmedi.

• Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bir Cum’a günü hutbe okuyordu. Mescide bir kimse girip, yâ Resûlallah, davârlarımız helâk oldu. Yollar ıssızlaşdı. Düâ buyurunuz da Allahü teâlâ bize yağmur versin, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek ellerini kaldırıp (Allahım bize yağmur ver, Allahım bize yağmur ver, Allahım bize yağmur ver) diye düâ etdi. Enes bin Mâlik “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Gökde bir zerre bulut yokdu. Âniden dağ üzerinden bir kalkan büyüklüğünde bulut gözükdü. Gök yüzünün ortasına gelince yayıldı ve her tarafı kapladı. Sonra yağmur yağmaya başladı. Bir hafta güneş yüzü görmedik. Yine Cum’a günü geldi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hutbe okurken bir kişi mescide girdi ve: Yâ Resûlallah, hayvânlarımız yağmurdan helâk oldu, yollar kesildi. Düâ buyurunuz da yağmur kesilsin, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek ellerini kaldırıp: (Allahım, bizim üzerimize değil, etrâfımıza döndür. Tepelere, yüksek yerlere, vâdîlere, ağaçlıklara çevir) buyurdu. Mescidden çıkdığımızda yağmur kesilmiş, güneş açmış, her taraf aydınlanmışdı. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” buna benzer mu’cizeleri çok görülmüşdür.

• Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Urve bin Ebil-Ca’d Bârakîye bir koyun satın alması için bir dinâr verdi. O da gidip bir dinâra iki koyun satın aldı. Sonra koyunun birisini bir dinâra satdı. Bir koyun ve bir dinârla Resûlullahın huzûruna geldi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ona (Allahü teâlâ seni ve ticâretini bereketli eylesin) diye düâ etdi. Urve “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Kûfe pazarında kırk bin dirhem kazanmadan dönmezdim. Nakl edilir ki, Urve “radıyallahü anh” Kûfenin zenginlerinden oldu.

• Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Sa’d bin Ebî Vakkâsa “radıyallahü anh” şöyle düâ buyurdu: “Yâ Rabbî! Sa’d düâ edince, düâsını kabûl eyle”. Bu düâdan sonra Sa’d bin Ebî Vakkâsın her düâsı kabûl olurdu.

• Medlûk “radıyallahü anh” şöyle anlatmışdır: Hizmetçilerimle birlikde Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna gelip, îmân etdim. Resûlullah mubârek elini başıma sürdü. Başımda Resûlullahın dokunduğu yer ağarmadı. Diğer kısmları ağardı.

• Cu’ayl-i Eşcaî “radıyallahü anh” anlatmışdır: Bir gazvede Resûlullah ile birlikde idim. Atım çok za’îf idi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” kamçısıyla atıma bir kerre vurdu ve “Allahım, bu atı ona bereketli eyle” diye düâ etdi. Artık atımın başını tutamadım. Bütün atlıları geçerdim.

• Enes “radıyallahü anh” anlatır: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bir şahsı nemâz kılarken gördü. O şahs secdeye eğildikce, saçını yere değmesin diye eliyle tutuyordu. Resûlullah “Allahım onun saçını çirkin eyle” diye düâ etdi. O şahsın saçları döküldü.

• Sa’lebe bin Hâtıb, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna gelip, yâ Resûlallah, mâlımın çok olması için bana düâ buyur, dedi. Bunun üzerine: (Vah sana ey Sa’lebe, şükrünü yapabildiğin az mâl, şükrünü yapamayacağın çok mâldan iyidir) buyurdu. Sa’lebe tekrâr, yâ Resûlallah, düâ et Allahü teâlâ bana çok mâl versin, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Vah sana ey Sa’lebe, benim gibi olmayı istemez misin! Eğer şu dağların altın olmasını ve benim yanımda hareket etmelerini dileseydim, olurdu!) Sa’lebe tekrâr, yâ Resûlallah düâ eyle ki, Allahü teâlâ bana çok mâl versin. Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah hakkı için, mâlım üzerine düşen her hakkı edâ edip, yerine getireyim, dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” tekrâr, (Ey Sa’lebe şükrünü yapabildiğin az mâl, şükrünü yapamadığın çok mâldan iyidir) buyurdu. Fekat, Sa’lebe ısrâr edip yine, yâ Resûlallah, düâ et de Allahü teâlâ bana çok mâl versin, dedi. Bunun üzerine Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” (Allahım Sa’lebeyi çok mâl ile rızklandır) diye düâ etdi. Sa’lebe bir mikdâr koyun satın aldı. Allahü teâlâ bu koyunlara öyle bereket verdi ki, koyunlar çoğalıp, Medîneye sığmaz oldu. Koyunlarını alıp Medînenin dışına çıkdı. Gündüz mescide nemâza gelir, gece gelmezdi. Koyunları zemânla dahâ çok artdı. Çok uzaklara gitdi. Artık Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” mescidine Cum’adan Cum’aya gelirdi. Koyunları dahâ da artınca öyle uzağa gitdi ki, aslâ mescide ve cemâ’ate gelemez oldu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” epey zemândan beri Sa’lebeyi göremeyince hâlini sordu. Hâlini anlatdılar. Bunun üzerine, “Vay Sa’lebe bin Hâtıba” buyurdu.

Bir müddet sonra Allahü teâlâ zenginlere zekât vermeği farz kıldı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” zenginlerin zekâtını toplamak üzere iki kişi vazîfelendirdi. Sa’lebeye ve Benî Süleym kabîlesinden zengin bir kimse var, ona uğrayınız, buyurdu. O iki kimse Sa’lebenin yanına gidip zekâtını istediler. Sa’lebe elinizdeki mektûbu göreyim, dedi. Mektûbu gösterdiler. Sa’lebe bu istediğiniz harâcdan başka birşey değildir. Hele siz gidin başkalarından bir toplayın bakalım, dedi. O iki kimse Sa’lebenin yanından ayrılıp, başka yere gitdiler. Süleym kabîlesine mensûb olan zengin kimse onların kendisine zekât almak için geldiklerini haber alınca, onları karşıladı. Develerimin en iyilerini zekât için alınız, dedi. O iki sahâbî sana farz olan zekât bunlardan azdır, dediler. O kimse ise bu iyi develeri alınız. Allahü teâlânın rızâsını mâlımın en iyisiyle kazanayım, dedi. Sonra o iki sahâbî tekrâr Sa’lebenin yanına geldiler. Sa’lebe tekrâr mektûbu gösterin, dedi. Mektûbu gösterdiler. Sa’lebe bu harâcdır, siz gidin ben bir düşüneyim, dedi! O iki sahâbî Medîneye dönüp, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna çıkdılar. Henüz onlar söze başlamadan, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”: “Vay Sa’lebe bin Hâtıba” dedi. Süleym kabîlesinden olan ve zekâtını veren zengin kimseye ise, berekete kavuşması için düâ etdi. Allahü teâlâ Sa’lebe hakkında [Tevbe sûresi 75, 76.cı âyetlerinde meâlen] (Onlardan kimi de Allaha şöyle kesin söz vermişdi. Eğer bize lütf ve kereminden ihsân ederse, muhakkak zekâtını vereceğiz, gerçekden sâlihlerden olacağız. Ne zemân ki Allah, kereminden isteklerini verdi, cimrilik edip yüz çevirdiler. Zâten yan çizip duruyorlardı.) buyurdu. Sa’lebenin kabîlesi bunu işitince, Sa’lebeye haber verip, helâk oldun. Allahü teâlâ senin hakkında âyet-i kerîme gönderdi, dediler. Sa’lebe, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûruna gelip, işte mâlımın zekâtı kabûl eyle, dedi. Resûlullah, Allahü teâlâ senin zekâtını kabûl etmekden beni men’ etdi, buyurdu. Sa’lebe ağladı ve başına toprak serpdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, sen kendi kendine etdin! Sana söyledim, sözümü dinlemedin! buyurdu ve onun zekâtını almadı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefât etdikden sonra Sa’lebe zekâtını hazret-i Ebû Bekre “radıyallahü anh” getirdi. Yâ Emîr-el mü’minîn! Zekâtımı kabûl eyle, dedi. Hazret-i Ebû Bekr, ben Resûlullahın kabûl etmediğini nasıl kabûl edebilirim, buyurdu. Dahâ sonra hazret-i Ömere “radıyallahü anh” getirdi. O da kabûl etmedi. Fekat hazret-i Osmân “radıyallahü anh” halîfeliği sırasında kendi ictihâdına binâen kabûl etdi. Sa’lebe, hazret-i Osmânın “radıyallahü anh” halîfeliği sırasında vefât etdi.

 
 
< Önceki   Sonraki >