Ana Sayfa

Evliya, Onun sonsuz deryasından bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. "Muhammed Masum hazretleri"

Âb-ı Hayat - 812 (Mirac kandilinizi ve Cum'anızı tebrik ederiz efendim)
Huzur Pınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mübarek Mirac kandilini ve Cuma gününü tebrik eder, bu gece hususi dualarınıza muhatab olmak isteğimizi arz ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim. ali zeki osmanağaoğlu Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın, Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın. Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın, Sen âşıklara mâ'şûk ve hep canlara cânân. Bir dâvâ ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur ve haktır. Îman, Allahü tealanın kullarına ihsân ettiği hususi nimetidir. Mîrac gecesi; ızdırab ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir. Namaz Mîrac'tır... Allahü teala namaz gibi büyük bir nimeti insanlara ihsan etti. İslamiyet Allah'a giden yoldur. Dinin emir ve yasaklarına uyan, dünya ve ahirette mesut olur. Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir... Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... Enver abim, 2005 senesi Ağustos ayının 31'ine rastlayan Mirac gecesinde Yalova'da yazlık evlerinde ikamet ediyorlardı. Civardaki komşuları da (biz de dahiliz buna) Enver abiler orada iken daima Yalova'da kalırlardı. Her beş vakt namaz cemaatle kılınır ve mutlaka sohbet ederlerdi. O gün, Mirac kandilinde ikindi, akşam ve yatsı namazlarından sonraki sohbetlerde hülasa olarak buyurdular ki; İnsan birşeyi sevdi mi, sevdiklerinin de kavuşmasını ister... Mîrac... Namaz kılmayan mîrac'dan mahrumdur. Mîrac'ta ne hikmetler vardır...! Bir dâvâ ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur ve haktır. Adem aleyhisselam; kupkuru bir dünyaya geldi, yıllarca değil yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem yüzüsuyu hürmetine dua etti. "Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ..." duasını devamlı okurdu. Sonra, iki evladından biri diğerini öldürdü... Bir baba için çok zordur bu...! Nuh aleyhisselam 950 sene uğraştı. İnanmadılar, çok eziyet ettiler. Döverlerdi, her seferinde öldü diye bırakırlardı. Cebrail aleyhisselam gelir yaralarını sarardı, tekrar tebliğe başlardı... Sonra Allahü teala O'na gemi verdi. İbrahim aleyhisselam'ı ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi ki; İbrahim aleyhisselam, Allahü teala'nın halîl'i, Peygamberidir... Musa aleyhisselam da çok çekti; Doğduğu sene firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile idi,... zifîri karanlıkta, çaresiz idiler... Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü teala O'nunla konuştu (Mîrac değil, mîrac yalnız peygamber efendimize verildi). Musa aleyhisselam bir kişi gördü, etleri lîme lîme dökülmüş... Mûsâ aleyhisselam: "Yâ Rabbî, bunun günahı nedir ki, buna böyle ceza verdin" dedi. Allahü teala: "Yâ Mûsâ, ceza değil mükafat verdim, o öyle yüksek makamlar istedi ki, o makamlara kavuşması için bunu çekmesi lazım" dedi. Eyyüb aleyhisselam'ın kurtlanmadık yeri kalmamıştı... Yakub aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti... Yusuf aleyhisselam; kuyuya atıldı, kolay mı?...! Zekeriyya aleyhisselam, ağacın içinde ağacla birlikte kesildi... Îsâ aleyhisselam 30 kadar kişiyi ikna etti diye neler çekti. Bunlar hepsi peygamberdi. Neden bu kadar sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri için... Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), "Benim çektiğimi hiç kimse çekmedi" buyuruyor. Yani en fazla sıkıntıyı Peygamber efendimiz çekti. Hazret-i Ebu Bekr radıyallahü anh efendimiz neler çekti, kaç kere dövdüler, herkesten evvel îmân etti, malını ve canını verdi. Herkesin yaptığı bütün ibadetlerin sevabları, katlanarak Hazret-i Ebu Bekr'e, sonra da bir misli daha katlanarak Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) verilmektedir. Hem kâinât O'nun hatırına yaratılmış, hem herkesin sevabları da O'na verilmektedir. Hazret-i Ömer radıyallahü anh efendimiz namaz kılarken şehid edildi. Hazret-i Osman radıyallahü anh efendimiz Kur'an-ı kerîm okurken şehid edildi. Hazret-i Ali radıyallahü anh efendimizin çektikleri,.. hele Hazret-i Hüseyin radıyallahü anh efendimizin başına gelenler herkesin mâlûmudur... Yâni Peygamber efendimizin vârisleri de çok çektiler. Niçin?... "Allah var" dedikleri için, "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" dedikleri için... Dolayısıyla îmân, inanmak çok zor, inandırmak daha da zordur... Îman, Allahü tealanın kullarına ihsân ettiği hususi nimetidir. Îmanı olanlar kavuştukları bu büyük nîmetden dolayı oynasalar yeridir. Mü'min toprak gibidir. Mütevâzıdır... Ne şikayet eder, ne şikayet edilir... Herkes elindeki taşı, gücüne göre fırlatır. Taşı atma gücü îmâna ve ihlasa bağlıdır. Başkaları sizi severse inanır, sevmezse inanmaz. Allahü teala dünyayı verdiğine ahireti vermez. Hadîs-i kudsîde; "iki korkuyu bir kalbde cem etmem" buyuruluyor. Dünyada Allahü tealadan korkanlar ahirette korkmasın, dünyada korkmayanlar ahirette çok korksun. Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir Mîrac namazdır. Îmân inanmaktır. Peygamber efendimiz, Ümmihânî'ye mîracı söyleyince, "aman bunu kimseye anlatma, kimse inanmaz ve inananlar da vazgeçer" dedi. Peygamber efendimiz de "O halde anlatacağım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın" buyurdu. Akıl durdu, zaman durdu, herşey durdu... Îmân başladı. Mirac'da çok hikmetler vardır... Peygamber efendimiz hiç yalan söylememiştir. Derler ki; "Cenneti Cehennemi gidip gören var mı?"! - Var! - Kim var! - Hayatında hiç yalan söylememiş olan Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) var! 1400 senedir devam eden başka bir olay yoktur... işte mîrac 1400 senedir devam ediyor. Her mübarek gece kıymetlidir. Fakat Mi'rac gecesinin ayrı bir hususiyeti vardır. Mi'rac gecesi; ızdırab ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir. Peygamber efendimiz bir ay Taif'te islamiyeti anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar... Üzüntülü bir şekilde dönerlerken, bir bağ kenarında oturup biraz istirahat ettiler. Addas adındaki, oradaki bağın bekcisi üzüm getirdi, peygamber efendimiz "bismillahirrahmanirrahim" deyince, Addas şaşırdı, "bu sözü buralarda hiç duymadım" dedi. Peygamber efendimiz "sen nerelisin?" diye sorunca "Nineveliyim" dedi. "Kardeşim Yunus'un memleketindensin, o da benim gibi peygamberdi" buyurdu. Addas, "Yunus'u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün, bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz" dedi ve iman etti, "ben de sizinle gelmek istiyorum" dedi. Peygamber efendimiz ona "şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde işitirsin, o zaman bana gel" buyurdu. Bir ay kimse inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti... Gece Ebu Talip mahallesinde amcasının kızının evine geldi, "Aç, amcan oğlu Muhammedim" buyurunca, Ümmü Hani, "Haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok" dedi. Peygamber efendimiz, "yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter" buyurdu... Allahü teala Cebrail aleyhisselama, "Habibim bu halde yine bana yalvarıyor, çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git habibimi bana getir" buyurdu... Evvela Mescid-i Aksa'ya geldiler. Bütün peygamberlere imam oldu. (Tabi o zamanki Mescid-i Aksa şimdiki yer değil, alt katında bir yerdi, kıble de şimdiki gibi değildi. Mescid-i Aksa en kıymetli üç yerden biridir). Peygamber efendimiz gitti, Allahü tealayı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde gördü... "Ya rabbî ümmetime de bunu isterim" dedi... İşte namaz bize mirac olarak verildi. Namaz Mirac'tır... Allahü teala namaz gibi büyük bir nimeti insanlara ihsan etti. Namaz varsa hayat vardır. Namazdan mahrum olan herşeyden mahrumdur. Namaz yoksa insan bir işe yaramaz. Namaz Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne sebeptir... Allah yolunda olanın duası makbuldür. Büyüklerimiz buyuruyorlar ki, "Bir dava ne kadar çok üzüntü ve sıkıntılı olursa, o kadar da uzun sürer"... Peygamber efendimiz "en çok sıkıntıyı ben çektim" buyuruyor. O halde islam dîni kıyamete kadar sürecektir. Herkes evladının mesut olmasını ister... Allahü teala kullarının dünyada ve ahirette mesut olması için din gönderdi. İslamiyet Allah'a giden yoldur. Dinin emir ve yasaklarına uyan, dünya ve ahirette mesut olur. Hiç kimse Kur'an-ı kerimi kendi aklına göre tefsir edemez. Kur'an-ı kerim'in tefsiri peygamber efendimizin yaşayışı ve anlattıklarıdır. Eshab-ı kiram tefsiri gördü. En iyi eshab-ı kiram anlar... Onlar da talebelerine anlattılar, buna da mezhep denildi. Mezhepler sonradan çıkma değildir, Eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi. Rastgele çok kitab okumak tehlikelidir, doğru kitabı çok okumak lazımdır. Büyüklerin hayatı kitab okumak, okutmak ve tatbik etmekle geçmiştir. Bu dünya, aynadaki bir görüntüdür... Görüntünün olabilmesi için bir hakikatin olması lazımdır. Hakikat ahirettir. Mescidlerin, hakiki yeri Cennettir, Cennetin dünyada izdüşümü mescidlerdir... Cennetin yolu mescidlerden geçer. Fotoğrafın olabilmesi için bir gerçeğin olması lazımdır... Ahiretde bir hakikat olmasaydı, dünyadaki bu görüntü olmazdı. Bütün peygamberleri Allahü teala çok mühim bir özelliğinden dolayı seçmiştir. Eshab-ı kiram efendilerimiz sormuşlar, "Ya Resulallah, Cenab-ı hak sizi hangi güzel huyunuzdan dolayı seçti" demişler. Cevabında peygamber efendimiz "îsar" buyurmuş. İsar, kendi muhtaç olduğu bir şeyi vermektir... Her mü'min ömründe bir kere olsa bile isar yapabilmelidir ki Cennete kolay girsin. En güzel şey îsâr'dır, bu da büyükleri, Allahü teala'nın sevgili kullarını tanımakla kolaylaştırılır. Beyaz nokta siyahın üzerinde belli olur. Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir... Fî emanillah
 
Âb-ı Hayat - 805 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Enver abim buyurdular ki; Bir çok insanın hakikati görememesinin sebebi gözüdür. Gözüne inanan, mübarek bir zatın kıyafetine, mesleğine bakarak yanılır, O'nu dinlemez ve istifade edemez. Başdaki göze değil, kalbdeki göze tâbi olmak lazımdır. Kalbdeki göz, doğruyu-yanlışı ayırır, kimin sevilip kimin sevilmeyeceğini bilir. Hakkı hak, bâtılı bâtıl bilir. Hiç kimsenin mesleğine veya kıyafetine bakarak karar verilmez, işin kaynağına bakılır, naklettiği bilgiyi nereden aldığına bakılır. Bedenin gıdasını iyi seçtiğimiz gibi, ruhun gıdasını da iyi seçmeğe mecburuz. Bedene bozuk gıda alan dünyasını yıkar, fakat ruhuna bozuk gıda alan, ahiretini mahveder. Pis borudan şifa gelmez. Suyun kaynağı da, geçtiği yolu da temiz olmalıdır. Peygamber efendimize "aleyhissalatü vesselam", Ebu Bekr'in "radıyallahü anh" gözü ile bakanlarla, ebu cehlin gözü ile bakanlar elbette farklıdır. Eğer insan bu zatlara, bu gözle bakarsa kör olur. Eğer, mübarek bir zat diye bakarsa kalb gözü açılır. Eğer Allahü teala bir kuluna hidayet nasip etmişse, ona Ehl-i sünnet itikadını vermişse, ona sevgili bir kulunu tanıtmışsa, o, bu gözle olmaz. Bu, kalp gözü ile olur. Böyleyse, kalp gözü açılmıştır. Kalp gözü, hakkı batıldan ayırmak içindir, uçmak-uçurmak için değildir. Bunu iyi anlamak lazım. En zor iş, hakkı batıldan ayırmaktır. Peygamber efendimizin de duası var, aleyhissalatü vessellem, "Ya Rabbi, bana hakkı hak, batılı batıl göster." buyuruyor. Bir kişi, hakka batıl diye saldırırsa, batıla hak diye sarılırsa mahvolur. Peygamber efendimiz, ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi bozulacak ancak biri doğru yolda kalacak buyurmuşlardır. Bu yetmiş iki fırka, Cehennem ateşine girecektir, itikat bozukluğu olduğu için Cehenneme gidecektir. Ateş, bu pisliğin temizlenmesi içindir, fakat Peygamber efendimiz ümmetim dediği için, bunlar daha sonra Cennete girecektir. Kimsenin, tek başına doğruyu bulması mümkün değildir… Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından satır satır seçilmiş, onbinlerce çiçekten toplanan bal gibi olan Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye gibi kitabları okumalıdır ki, kitab mühim bir arkadaştır, iyi seçmek lazımdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitablarını bulanlar, bu büyükleri sevmeğe başlar. Dünyada ve ahiretde Onlarla beraber olmak isterler, onlar gibi yaşamak isterler. ..... Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 798 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Enver abim buyururdu ki; "Müslüman, aranılan insandır, özlenilen insandır, hasreti çekilen insandır. Bir insanın yanına yaklaşmak kolay değilse veya karşılaşmayalım şununla diye yol değiştiriliyorsa, onun imanında noksanlık vardır. Yönünü dünyaya dönen insanlarla çarpışır, yönünü ahirete dönen ise, insanlar onun gibi olmak için yarışır" buyururlardı. Enver abim sözünün eri idi. Müslümanı tarif ettiği gibi idi. Enver abinin sohbeti için sevenleri, çok şeyleri feda edip gelirlerdi. Enver abinin yanına gelebilmek, birkaç kelime sohbetini dinleyebilmek için çırpınırlar, bunun için yek vücut, yek kalb olurlardı, gözler başka bir şey görmezdi. Peki Enver abimde ne vardı, onda insanlar ne buluyorlardı?... Bunu biz kendi düşüncemizle anlayamayız, anlayabilmemiz de mümkün değildir. Fakat bunun cevabını Hocamızdan 80'li yıllarda işitmiştim. Onun için yakinen biliyorum. Bir zamanlar Mehmed ağa diye tabir ettiğimiz bir hizmet yerimiz vardı. İkibin senelerine kadar orada (20-25 sene) çok büyük hizmetler yapılırdı. Arkadaşlarımızın düğünleri dahi orada yapılırdı. Tabii düğün deyince yanlış anlaşılmasın! Bizim arkadaşlarımızın düğünü demek Enver abimizin sohbeti demekti. Mehmed ağanın bir katında mescid vardı. (zaten Enver abimin açtığı her işyerinin en güzel yeri mescid olurdu). Bayram sohbetleri, düğün sohbetleri orada olurdu. Uzak yerlerdeki abilerimiz dahi koşarak gelirler, herkes Enver abiyi görebilmek için çırpınırdı. Bayram namazına Enver abim Mehmed ağaya geldikleri için İstanbul'daki arkadaşlarımız da oraya gelirlerdi. Bir meseleyi öğrenmek insanın beynine kaydedilir. Fakat zamanla unutulabilir veya unutulmasa da tatbik edilmesi ayrı ve zor bir meseledir. Bazı şeyler vardır ki, onları öğrendiğinizde beyne değil de, kalbe yazılır. O zaman onu kolay unutmazsınız. Hatta kalbe yazılan birşeyi tatbik etmek için zorlanılmaz. Onu yapabilmek meleke halini alır sanki. Hani herhangi bir ilmihal kitabından, birisi namazı öğrenir, fakat bakarsınız ki namaz kılmıyor, hatta babası hocadır bunun. Neden kılmıyor? Öğrendiği kitab ihlâsla yazılmamış. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye'den öğrenmişse, namaz kılmaması mümkün değildir. İhlâsla yazıldığı ve büyüklerin yazıları olduğu için insanın kalbine kazınır. Hem öğrenirsiniz, hem seversiniz, hem de feyz alınır. Enver abimden işittiklerimiz de, mermere yazılan yazı gibi, kalbimize kazınır, nakış nakış örülürdü. Enver abim kalbden anlattığı için dinleyenlerin kalbine te'sir ederdi. İlel kalbi, minel kalbi sebîlâ diye bir söz var, kalbden kalbe yol vardır. ..... Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.