Ana Sayfa

Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın getirdiği parlak dîne uymak ve bu doğru yolda ilerlemek, böylece rızasına, sevgisine kavuşmak nasip eylesin! - İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh”

Âb-ı Hayat - 665 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz Imageefendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ -geçen haftanın devamı- Yalova'da mescid hatıralarından …. Enver abim buyurdular ki; Mübârekler buyurdular ki; Büyüklerden feyz almanın alameti, dar'ül gururu arkaya bırakmak, dar'ül sürûru öne almakdır. Dar'ül gurur demek, aldatıcı olan bu dünyâyı arkaya atmak, dar'ül sürûr olan Cenneti, Allah sevgisini öne koymak. Mübarekler, yazdıkları eserler ile, milletin zahiri gözünü değil, kalb gözünü açmak için uğraşıyorlar, yani Allah dedirtmek için uğraşıyorlar. Onların körelen, kapanan kalp gözlerini açmağa uğraşıyorlar ki, cehennemde yanmaktan kurtarıyorlar. Bir gün Mübareklere dedim ki, ahirette sizi sevenler bir dakika boş bırakmayacaklar, bunlara siz nasıl cevab vereceksiniz dedim. Efendim, Ben onun kolayını buldum, Efendi hazretlerinin arkasına saklanacağım, aradığınız Ben değilim, bu, Efendi hazretlerinin bereketidir diyeceğim, buyurdular. Şu tevazuya bakın; eğer Efendi hazretleri İstanbul'a gelmeseydi, bu kadar sıkıntı çekmeseydi, bizi kurtarmasaydı, ne siz olurdunuz ne ben, buyurdular. Kardeşim bütün bu hizmetlere sebeb, sizin kurtulmanıza sebeb şudur; Bir gün Efendi hazretleri buyurdu ki; Beni dinleyen rahat eder, ama dinleyen yok, sen beni dinlersin buyurdular. İşte Efendi hazretlerinin sen laf dinlersin müjdesine siz de biz de kavuştuk. Mübâreklere dedim ki; "Ne zaman bir karar vermek, ne zaman bir yere çıkmak icâb etse, Elhamdülillah sizi hatırlamadan hiçbir işe başlamadık, biz aradan çekiliyoruz", dedim. "Tabi efendim o Büyükler öyledir buyurdular". Mübârekler buyurdular ki; dünyanın herhangi bir yerinde, Allahü teâlâ'nın dinini doğru bilen ve doğru öğreten herhangi bir Zât-ı Mübârek bulunsa, bunu da bir Müslüman işitse, varını yoğunu satıp, yol parası yapıp yollara düşmesi ve O Zât'a talebe olması lâzım. Bu farzdır, dinini öğrenecek çünki... Mübârekler buyurdular ki; Enver'e yapılan duâların hepsi, bütün Abilere de yapılmış demekdir. Ahirette en büyük cezayı milletin önüne düşenler çekecek. Onun için yanlış iş yapmamak lazım. Mübarekler 25 sene evvel buyurdular ki, öyle yaşayın ki sizin yüzünüzden hiç kimse cehenneme gitmesin. Eğer bir kişi sizin yüzünüzden cehenneme giderse sizi de götürür. Bir Abi; duâ et de kâlb gözüm açılsın dedi. Dedim ki; sen Mübârekleri, kitâbları, hangi gözle gördün. Bu göz görseydi hekes görürdü. Sen Amerika'dan görebiliyorsun. İmâm-ı Rabbâni Hazretleri Mektubat'da, sâdıklarla beraber olun, buyuruyor. Bu hem âyet-i kerime'dir. Bunun için de kitâb okumak lâzım. Mübârekler; beni arayan, İlmihâl'in satırları arasında bulsun, buyurdular. Mübârekler buyurdular ki; bu dünyâda, insanın serveti acizlikdir. Çünki, göze hâkimiyeti yokdur, kâlbe hâkimiyeti yokdur, dış şartlara hâkimiyeti yokdur,... O halde insan nedir, hiçdir. Her an Cenâb-Hâk'kın varlığına muhtaçdır. O halde neyimiz vardır. Var dediklerimiz bizi ölümden kurtarabilir mi? Binânealeyh, insanın bu dünyâda serveti, acizliğini idrâk etmesidir. - devamı var - Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Önceki iletiSonraki iletiİletilere dön {Huzur Pinari} Âb-ı Hayat - 658 (cum'aniz mubarek olsun efen
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ (1998 senesinde, Enver abimler, Hocamız da dahil, ailece 8 ay kadar Yalova'da kaldılar. Orada evi olan, Enver abilere komşu olan arkadaşlar da orada kaldılar. İstanbul'a işlerimize her gün Yalova'dan gelip gittik. O günlerde, öyle güzel, öyle tatlı zaman yaşadık ki, hatırlamak bile ayrı bir zevk veriyor. Her gün sabah namazına Enver abim mescide gelirler, hep beraber cemaatle namaz kılınırdı. Sonra biz vapura yetişmek için alelacele yola koyulurduk. Akşama da heyecanla yine geriye dönerdik, çünki akşam namazına yetişip, namazdan sonra da bazan yemek, bazan çay için, bir abinin evine teşrif ederler, mescidde kimler varsa hepsi oraya davetli olurdu. Yemek bahane, maksat Enver abimin sohbeti idi. Öyle neşeli ve öyle tatlı sohbetler olurdu ki, dünyada bir benzerini bulmak mümkün değildi. Bu bakımdan biz çok şanslı insanlardık. Abiler hergün evine Enver abileri davet etmek için sıraya girerdik. Enver abiler de davet eden hiç kimseyi kırmayıp, kabul ederlerdi. Her akşam bir abinin evinde olurduk. Sonra hep beraber yatsı namazına gidilirdi. O sene çok bereketli, özel zamanlar yaşadık. …) -geçen haftanın devamı- Birgün akşam namazını kıldıktan sonra, Enver abim; Ali'nin evine çay içmeğe gitmek için söz vermiştik, buyurdular. Bizim evde, yatsıya kadar sohbet ettiler. O gün Enver abim buyurdular ki; İhlas elde etmenin, ihlası düzeltmenin bir tek yolu vardır; o da sohbettir. Sohbet demek, illa bir şeyler dinlemek, bir şeyler öğrenmek demek değildir. Sohbet; beraber olmak demektir. Sohbetin esası kâlb ilmidir, beyin ilmi değildir. Bilgi akıtmak değil, feyz akıtmaktır. Feyz, kalpten kalbe intikal eder. Konuşmakla değil, sevgi ve muhabbetle akar. Büyüklerin, Allah adamlarının isimleri anıldığı için hem rahmet yağar, hem de kalpten kalbe feyz akar. İki müslüman bir araya gelse, muhakkak kalpten kalbe feyz akar. Dolayısıyla, ihlasın kaynağı, ihlaslılarla beraber olmaktadır. İhlaslı olmak demek; konuşmasında, oturmasında, yemesinde, içmesinde, herhangi bir dünyevi menfaati olmamak demektir. Her işi Allahü tealanın rızası için yapmaktır. Ufak bir dünya menfaati varsa, ufak bir egoizm varsa, zemzeme necaset damlatmak gibi olur. Yine o günlerde bir abinin evinde buyurmuşlardı ki; Eğer bir mümin bir harama müptela olmuşsa, haramla uğraşıyorsa, içki içiyor, kumar oynuyor veya uygun olmayan birşey yapıyorsa, bey ve şirada haram ve helale dikkat etmiyorsa… Bu kişinin vucuduna giren haram buhar olur, her tarafa dağılır. Büyük zatlardan aldığı feyz, bir miktar kalabilir fakat hemen gider. O feyzin o kalbe girebilmesi için, o buharın, o bulutun olmaması lazımdır. Ahir zamanda insanların haramdan sakınması çok zor olduğu için, çok güzel dinleyebilir, fakat kapıdan çıkınca herşey biter. Büyük zatların feyzlerinden istifade edebilmek için, haramdan uzak durmak şarttır. Feyzin gelmesi için sevgi şarttır, fakat gelen feyzden istifade edebilmek için haramdan sakınmak lazımdır. Sevmek, bardağı musluğun altına koymak demektir, fakat bardağın ağzı kapalıdır. Bardağın içine su dolması için kapağının açılması lazımdır, bardağın kapağını açmak ise haramdan sakınmaktır. Velhasıl, büyüklerden feyz gelmesi sevgi, muhabbet iledir, fakat gelen feyzden istifade edebilmek haramdan sakınmakladır. Evliyanın halleri ve sözleri ile hemhâl olan mutlaka kârlı çıkar. - devamı var - Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi.
 
Âb-ı Hayat - 651 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ 1998 senesinde, Enver abimler, Hocamız da dahil, ailece 8 ay kadar Yalova'da kaldılar. Orada evi olan, Enver abilere komşu olan arkadaşlar da orada kaldılar. İstanbul'a işlerimize her gün Yalova'dan gelip gittik. O günlerde, öyle güzel, öyle tatlı zaman yaşadık ki, hatırlamak bile ayrı bir zevk veriyor. Hergün sabah namazına Enver abim mescide gelirler, hep beraber cemaatle namaz kılınırdı. Sonra biz vapura yetişmek için alelacele yola koyulurduk. Akşama da heyecanla yine geriye dönerdik, çünki akşam namazına yetişip, namazdan sonra da bazan yemek, bazan çay için, bir abinin evine teşrif ederler, mescidde kimler varsa hepsi oraya davetli olurdu. Yemek bahane, maksat Enver abimin sohbeti idi. Öyle neşeli ve öyle tatlı sohbetler olurdu ki, dünyada bir benzerini bulmak mümkün değildi. Bu bakımdan biz çok şanslı insanlardık. Abiler her gün evine Enver abileri davet etmek için sıraya girerdik. Enver abiler de davet eden hiç kimseyi kırmayıp kabul ederlerdi. Her akşam bir abinin evinde olurduk. Sonra hep beraber yatsı namazına gidilirdi. O sene çok bereketli, özel zamanlar yaşadık. O günlerde Enver abim bizim evi teşriflerinde çekilen bir hatıra karesi yukarıdaki resimdir. O gün Enver abim buyurdular ki; Resulullah efendimiz "aleyhissalatü vesselam" buyurdular ki; "Dünya, uykudaki bir kimsenin rüyasıdır. İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Ahiret ebedî hayattır. Cennet dünyanın karşılığıdır"... Dünyayı terk edene, bırakana, oranın ebedi nimeti verilecektir. Yani dünyayı sahiplenmeyen, dünya malını sahiplenmeyen, onun bir karanlık olduğuna, emanet olduğuna iman eden için Allahü teala, kalıcı olanı verecektir. Cehennem de dünyanın karşılığıdır; dünyayı isteyip, ahireti unutana verilir, oradan ebediyen ayrılamaz. Bu bir tercih meselesidir. Ahireti tercih edene Allahü teala cenneti verecektir, dünyayı tercih edene cehennemi verecektir. Resullullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize, bugünün en hayırlısı kimdir denildiğinde; "Dünyada Allah'a itaat eden ve ömrünü o yönde bitirendir" buyurdu. Yine buyuruluyor ki, "Eğer bir şey mutlaka olacaksa siz onu olmuş bilin". Ahirete giden herkes bir pişmanlık duyacaktır, dünya için kanaat olur, ahiret için kanaat olmaz. Dünya için tevekkül olur, ahiret için tevekkül olmaz. Dünyada pişmanlık nimettir, fakat ahiretde pişmanlık felakettir. Kabrden birisi çıkıp dünyaya gelebilse, her halde vaktini bir an boş geçiremez, hep ahireti için çalışır, günah işlemez, kalb kırmaz. Ölüm dehşetli birşeydir. Kabir, herkesin mutlaka gideceği, bazıları için cennet bahçesi olan, bazıları için ise cehennem çukuru olan korkunç bir gerçektir. İnsanlar oraya gidince başına neler geleceğini, nelerle karşılaşacağını dinimiz bildiriyor. Allah'a ve Peygamberine iman etmeyenler, din-i islamı kabul etmeyenler, cehennemde feryat edecektir. Ya rabbi, bizi tekrar dünyaya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibadet edeceğiz diyecekler. Onlara; zaten oradan geldin ya,.. denilecektir. Bu dinin temeli öğrenmek ve öğretmekdir. Allahü teala hiçbirşeyi gayesiz ve hikmetsiz yaratmamıştır. Herşeyin bir hikmeti, gayesi vardır. İnsanın bile yaşarken bir gayesi, maksadı vardır. Rabbimizin her yarattığında bir hikmet vardır. Allahü teala insanı maksadsız, gayesiz yaratmış olamaz. Sizi bir gaye için yarattım, buyuruyor. İnsanın yaradılış gayesi, bu üçbeş günlük dünya olamaz.."Ben sizi ibadet için yarattım" buyuruyor. İbadet; Rabbimizi tanımak, Onun büyüklüğünü anlamak, içimizde çok kötü bir nefsimizin olduğunun farkına varmaktır. Kendini tanımak ne kadar artarsa Allahü tealanın büyüklüğü o kadar anlaşılır. İnsan kendini beğenirse müslümanları beğenmez, islamiyeti beğenmez, sonunda şirke kadar gider. Dînimizi öğrenmek ve öğretmek herkese farzdır. Bizden evvelkiler bize öğretmek için uğraşmasalardı, bu gayreti göstermeselerdi, bugün biz müslüman olamazdık. Biz de bizden sonrakilere temiz bir şekilde ulaştırmalıyız, üzerimizdeki emanet çok büyüktür. Allahü teala müminlere çok kıymet vermiş, muhatab kabul etmiş, kulum demiş. Bundan daha büyük şeref olur mu! Kim dine sahip çıkarsa, din ona sahip çıkar. Hadis-i kudside buyuruluyor ki; "Ey dünya; dine hizmet edene hizmetçi ol, sana hizmet edenlere zorluk çıkar". Müslüman güler yüzlü tatlı sözlü olur... Güler yüz ve tatlı sözün, islamiyetin, dinimizin yayılmasında mühim yeri vardır. Böyle olmayan insanlar dînimize fazla faydalı olamazlar. Daima tatlı sözlü ve güler yüzlü olmak, müslüman olmanın birinci alametidir. Bir hayrın işlenmesine sebep olmak o hayrı işlemek gibidir. Bir kişinin hidayetine sebep olmak, bir kişiye yardımcı olmak en kıymetli ibadettir. Bazı insanlara Allahü teala hususi kabiliyet vermiştir. Onları özel bir iş için yaratmıştır. Bunlar insanın ağzından girer burnundan çıkar, onun hidayetine sebep olur, büyükleri tanıtır... mübarek olsun.... İnsanlar ebedi ateşden kurtulsun düşüncesi ile, herkese yardımcı olmağa çalışmalıdır. Mü'mine hizmet ibadettir, üzmek ise felakettir. Herkesin yaptığı işten, ne olduğu, kim olduğu ve tarafı belli olur. Karınca, İbrahim aleyhisselamın ateşini söndürmek için su taşırken yılan ise ateşin artması için üflüyordu. İkisi de hayvandır fakat ayrı yapıdadır... ikisi de farklı,.. tarafını belli ediyor. Kim Allah içinse Allah da onun içindir. Allahü tealanın rızasını düşünerek hareket edenleri, insanlar ne der diyerek Allahü tealanın rızasından vazgeçmeyenleri, insanların kızacakları işlerde Allahü tealanın rızasına uyanları Allahü teala himayesine alır. İnsanların rızasını gözetip, Rabbimizin rızasına uymayanların, Allahü tealanın gadab edeceği işlerde insanların rızasına uyanların işini insanlara bırakır. Büyüklerden istifade etmenin iki şartı vardır; biri edep, diğeri teslimiyetdir. Teslimiyet öyle olmalıdır ki, ölünün ölü yıkayıcıya teslim olduğu gibi olmalıdır. Ölü, yıkayıcıya itiraz etmez, kalkıp yürümez, kızmaz, konuşmaz,… Yıkayıcı ne isterse ölü onu yapar. Ölü kefenle kalkıp yürüse, en yakınımız bile olsa korkulur. Demek ki fazla hareket etmemek, fazla konuşmamak, kızmamak lazımdır. Seadete kavuşabilmek için, büyüklerimizin ahlakı ile ahlaklanmamız lazımdır. - devamı var - Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.