Ana Sayfa

Yapılacak, en mühim iş, bâtını [kalbi, ruhu] büyüklerin sevgisi ile yaşatıp, zâhiri [hisleri, hareketleri] sünnetlere uymakla süslemektir. - İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh”

Âb-ı Hayat - 637 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ 2002 senesi mart ayının 3'ü idi, Salı günü. Sarıyerde yatsı namazını Enver abimlerin evinde beraber kıldık, 5-6 kişi vardı sadece.. Bana, "geç imam ol" buyurdular. Namazdan sonra, 5-10 dakika kısa bir sohbet oldu. Kitab okuma toplantıları devam ediyor değil mi buyurdular. Kimler geliyor, ne günleri nerede toplanıyorsunuz diye sordular. Toplanmanın kıymetini anlattılar. Bu yolda, büyüklerin ruhaniyetinden istifade etmek için toplanıp kitap okumak şarttır, buyurdular. Bir insan tek başına kitap okursa kitap okumak olur, toplanıp okurlarsa kitabı yazan zatın sohbetinde bulunmuş olurlar, kitabı yazan zatın feyzlerine kavuşurlar, buyurdular. Hocamız, beni arayan ilmihalin satırları arasında bulsun, buyurduğunu anlattılar. Sonra da buyurdular ki; "Senin toplantılarına muntazam katılanlardan 20 arkadaşını yarın yatsı namazına getir, beraber yemek yiyelim, onlarla bir de ben sohbet edeyim" buyurdular. Ertesi gün gittiğimzde yer sofrası kurulmuştu, Enver abim de yerde oturarak,bhep beraber yemek yedik. Yemeğe oturduğumuzda Enver abim buyurdular ki; "Akşam bu yemeği yiyeceğiz diye öğlen birşey yemedim ve acıktım" buyurdular. "Hocamız bir defasında Beylerbeyindeki eve teşrif etmişlerdi. Az yesem mi sevinirsiniz yoksa çok yesem mi sevinirsiniz, buyurdular. Ben de, çok yerseniz sevinirim dedim. Mübârekler (Dün akşamdan beri birşey yemedim, çok açım) buyurdular". "Eshâb-ı kirâm efendilerimizin içerisinde anne ve babası müşrik olmayıp da Müslümân olan tek Hazret-i Ebu Bekir efendimizdir. Sizin gibi. Çünki sizin anne babanız, abiniz, aileniz, hepsi büyükleri tanıyor, seviyor". Muammer dede zaten hem kendisi mücahid, hem mücahidler babası, bu yaşlarda olup da Mübârekleri seven birkaç kişiden biridir. Hocamız da sizin ailenizi birkaç defa Hazret-i Ebu Bekir efendimize benzetmişti" buyurdular. Yemekten sonra salona geçildi, namazdan sonra, O gün Enver abim buyurdular ki; Mektubat'ta buyuruluyor ki; Açlık, uzlet, uykusuzluk gibi nefse zulüm olan şeyler, insanları bir manevi âleme doğru götürür. Bu insanın imanı varsa, bu insan mümin ise, bu hâl ikiye ayrılır. Ya ârif olur, marifet ehli olur veya keramet ehli olur. Eğer mümin değilse, bid'at ehli veya dinsiz ise, onların da üstün halleri, cila sürülmüş bir tahtanın parlatılması gibidir. Cila sürülmüş tahtaya bakan kendini görür ama ateşe atılınca yanar. Çünki iman nurdur, bu cila küfürdür. Müminde ise bu, ayna gibidir. Mü'min olmayanda formika gibidir, cilalanmış ama keramet gibi görülen bazı şeylerin hepsi zuhur eder. Marifet ehlinin uğraşma sahası, konuşma sahası yalnız ahiretdir, Allah'tır. Hiç O'ndan başka birşeyle uğraşmaz. Keramet ehlininki ise hem hâlık, hem mahluk. Ama ne olursa olsun yine mahlukla uğraştığı için kibir olabilir. Çünki kerametlerini görüyorlar, uçuyor, gidiyor, geliyor. Bunların hepsi, tamamı harikadır yani fevkaladelikdir buyuruyor.. Peki, marifet ehli ile, harika ehli arasındaki fark nedir? Halık ile mahluk kadardır buyuruyor. Peki nasıl belli olur? Buyuruyor ki; Marifet ehli, yalnız ve yalnız, karşısındaki insanın salih olup olmamasıyla ilgilenir, insanlarla sadece bu kadar ilgilenir, onun tek derdi Allahü tealadır, ahirettir, peygamberdir. Onlar hiç insanların halleri ile, paralarıyla ilgilenmezler. O'nlar insanların, ehli nar mı, ehli cennet mi olduklarını firasetleriyle anlarlar. Eğer bozuk insanlar, yani bid'at ehli veya kafirler büyüklerin hallerinden anlatırlarsa, büyüklerin sözlerinden bahsederlerse, güzel bir marifet yayılır, fakat bu, çöpçünün eline düşen elmas gibidir. Bu, çöpçüye bir şey kazandırmaz. Çünkü din zahirdir, mutlaka islamiyete uymak esastır, dine uymayan tek hareketi varsa onun dinden bahsetmesi, çöpçünün elindeki elması anlatması gibidir, ona bir şey kazandırmaz. Elmas yine de elmastır. Arif olanlar, yalnız Allahtan, ahiretten bahsedip, insanları o seadete kavuşturmak için uğraşanlardır. Özellikleri de, insanların kalbine baktıkları zaman, salih mi fasık mı, derhal anlarlar. Bunlar marifet ehlidir. Keramet ehli, harika ehli olanlar ise, mahluklarla, insanlarla uğraşırlar ve kaybolan eşyaları, istikbalde olması muhtemel olanları, geçmişteki şeyleri bilmeğe çalışırlar. Onların uğraştığı saha, Allahın yarattıkları, kullarıdır. Ârifler ise, katiyyen böyle şeyleri akıllarına bile getirmezler. Dolayısıyla, insanlar bu harikulade şeyler gösterenlere itibar gösterirler, daha çok, onların peşinden giderler. Allahü teala ile araları pek belli olmadığı için de, ahiretleri gariptir. Marifet ehli olanlar ise dünyaya hiç kıymet vermediğinden dâima azınlıktadır. Keramet ehlinin etrafı kalabalıktır, insanlar onları büyük bilir. Marifet ehlinin etrafında her zaman az insan bulunur, kıymetini bilenler azdır. Havasın kalbinden, avamın dilinden olan gıybetdir. Marifet ehli, yalnız Allah için konuşur, ahiretten bahseder ama harika ehli olanlar, harikalar, üstünlükler, kerametler, uçmalar, kaçmalar gösterenler, hem iyi hem kötüdür. İyi tarafı; Allahü teala lütf etmiş iman vermiş. Kötü tarafı ise; bu haller kibre sebep olabilir, küfre kadar götürebilir. Şeytan daha beterini yapabiliyor. Onun için bunlar özenilecek şeyler değildir. Hatta kabirlerdekiler ile konuşmak bile tehlikeli olabilir, özenmemelidir, çünki o tip insanlar bu hallerin kendisinde olup, başkasında olmadığını düşünüp kibirlenirse herşeyini kaybedebilirler. Hakiki Mü'min büyüklerin şadırvanına musluk olandır. Kendisi çeşme olmağa çalışırsa, o çeşmeden mikroplu sular akar. Büyüklerin şadırvanında musluk olanlar temizdir, mikrop bulunmaz. Fakat bu musluk mekanik olarak açılıp kapanmaz, sevgi, muhabbet ne kadar çok ise bu musluk suyu o kadar çok akıtır. Yani suyun akması, insanın eli ile değil, sevgi sebebi iledir. - devamı var - Enver abim bizim başımızdahem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 630 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ 1989 senesi idi. 22 nisan. Türkiye gazetesinin kuruluş yıldönümü günü. Enver abimi ziyarete giderken, o zaman 3 yaşında olan ortanca kızım da arkamdan ağlayınca, benimle gelmişti ve getirdiği gül buketini, Enver abime takdim ederken, mübarek ellerinden öpmüştü. O gün gazetede Enver abimin çok seçkin ve kıymetli misafirleri vardı. Enver abimin odasında o gün kısa fakat her zamanki gibi çok kıymetli sohbeti oldu. O gün Enver abim buyurdular ki; Mübarekler buyuruyorlar ki, insan demek muhtaç demektir. İnsan, Allahü teâlânın yarattığı her şeye gönlünü biraz bağladıkça Allahü teâlâdan o kadar uzaklaşır. Dolayısıyla, insanın malı mülkü arttıkça Allahü teâlâdan uzaklaşması da artar. Eğer kalbinde Allah sevgisi varsa o mal mülk zarar vermez. Ama kalbinde böyle bir aşk-ı ilahi ve muhabbet yoksa her kazandığı onu Allah'tan uzaklaştırır. Dolayısıyla, Allahü teâlânın rızası insanların muhtaç olduğu şeyleri bırakmasına bağlıdır. Onun için İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbat'ta buyuruyor ki, Bu kainatta yaratılan her şey insanın faydasına yaratılmıştır. Ancak insanoğlu, muhtaç olduğu şeye kalbini ne kadar bağlarsa Allahü teâlâdan uzaklaşması da o kadar olur. Çok tehlikelidir bu. Eğer gönül yaratılanlara meylederse o fenadır. Çünki Allahü teâlâ gönlü kendisi için yaratmıştır. Uzaklaşma artar artar ve insan o zaman mahlûkatın en kötüsü olur. Bu yakınlık ne anlama gelir? Bu ihlas anlamına gelir. Allahü teâlâya yakınlık demek ihlas arttı demektir. İhlaslı insan, her an Cenab-ı hakkı düşünen, onun sevgisiyle yaşayan ve her işini Allah rızası için yapan insan demektir. Ölçü Allahü tealaya yakınlık ve uzaklıktadır. Bir hadis-i şerifte geçtiği gibi, kişi insanlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar Allahü tealaya yakınlaşır. İnsanlardan uzaklaşmak demek onlarla görüşmemek demek değildir. Kalben uzaklaşmak demektir. İnsan demek, kalp demektir. Allahü teala insanlara çok kıymet veriyorsa kalpteki imandan dolayı veriyor. Cisimlerinden, servetlerinden dolayı vermiyor. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki; Üç şey vardır, insanlar ona müpteladır; ama her üçü de insanların başına beladır. Biri; mal, servet. Bugün bütün cinayetler, kan davaları hep mal bölüşmekten, arazi bölüşmekten, yani mal yüzünden çıkıyor. İkincisi; mevkii. Hayatta en arzu edilen doçent olmak, profesör olmak veya bilmem ne olmak. Halbuki ömrünün geçip gittiğinin farkında değil. Üçüncüsü; şöhret. Çok zengin desinler, şöyle desinler, böyle desinler. Eğer bir Allah adamı, bir insanı severse, överse bu iyidir; ama Allahü tealanın değer vermediği insanlar övse ne olur övmese ne olur. İmam-ı Rabbani hazretleri 'kuddise sirruh' buyuruyorlar ki; Bu dünya muhabbetinden kopmanın, bu dünya sevgisinden ayrılmanın tek bir çaresi vardır. Bundan ibadet yaparak kurtulamazsınız. Siz eğer dünya sıkıntılarından, dünya üzüntülerinden, dünya bağlarından kurtulmak istiyorsanız, kendinize iyi arkadaş edinin. Eğer arkadaşınız iyi ise, artık siz kötü olamazsınız. Yani kendinize dönemezsiniz, kendi arzularınızı yerine getiremezsiniz. İyi arkadaşla beraber, iyi olmak zorundasınız. O bakımdan, kişi sevdiği ile beraberdir hadis-i şerifine uygun olarak, insan arkadaşını iyi seçmelidir. Mübarekler yine buyuruyorlar ki: "Bu kalp iki türlü temizlenir. Birincisi ibadetlerdir. İkincisi sohbettir. Kalb bir defada temizlenmezse de devamlı olunca temizlenir. Size hocanızı hatırlatacak arkadaşlarla beraber olursanız, hocanızın yazdığı eserleri okursanız, o zaman o satırların arasında hocanızla beraber olacaksınız, hocanızın kalbiyle irtibat kuracaksınız ve onunla hem dünyada ve hem de ahirette hep beraber olacaksınız. Allahü teâlâ cevheri çöplüğe koymaz. Eğer kalbiniz Rabbimiz tarafından seçilmeseydi bu büyükleri tanımak nasip olmazdı" - devamı var - Enver abim bizim başımızda ........ hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 616 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ Yine 2001 sonrası, aynı günlerde... Enver abimlerde, yine üçümüz oturmaktayız,.. Namaz hazırlığı yapılıyor, Enver abim kollarını sıvamakta iken bana "Ali, senin de borcun var mı?" buyurdular. Ben de dedim ki; Efendim zât-ı âlînizin sıkıntısı yokken biz de rahattık. Zât-ı âlîniz sıkıntı içindeyken bizim rahat olmamız düşünülemezdi, dedim. Bu söz Enver abimin hoşuna gitti, buyurdular ki; "Bizim gibi düşünenler, uzakta olsa da bizimle beraberdir, bizim gibi düşünmeyenler, yanımızda olsa da, bizimle beraber değildir" buyurdular. Sonra abdest alıp geldiler. Havlu ile kurulanırken buyurdular ki; "Mübarekler buyurdular ki; Bir talebenin talebe olabilmesi için, onda iki hususiyet olması lazımdır. Hangi talebede bu iki hususiyet varsa, işte o, talebedir. Birincisi, edeb ve saygıdır. İkincisi, dünyalık olarak eline ne kadar servet ve şöhret geçerse geçsin, aklını kaybetmeden tevazu sahibi olmasıdır. Çünki insanlar bu servet ve şöhret düşkünlüğü yüzünden belli bir seviyeye gelirler, ondan sonra da kimseyi dinlemezler. Onlar delilerdir. Onun için, Mektubâtta da var, bir dünya ehli ile karşılaşırsanız, yolunuzu değiştirin. Aynı mahalledeyseniz, başka yere gidin, karşılaşmayın. Kalbiniz meyleder. Mübarek Hocamız birgün buyurdular ki; Yüksek makam sahipleriyle gereğinden fazla dostluk kurmamak lazımdır. İnsanın kalbi meyleder, aklını kaybeder. Önce kalbi meyleder, sonra da aklını kaybeder. Onun için, talebenin asıl vasfı, herkese karşı, Allahü tealaya karşı, Peygamberimize karşı, Hocamıza karşı, babasına karşı, annesine karşı, kardeşine karşı, edebli olmasıdır. Çünki Şâh-ı Nakşibend hazretleri 'kuddise sirruh' bizim yolumuzun başı edeptir, ortası edeptir sonu yine edeptir, buyurmuşlar. Enver abinin sıkıntısına katılanlar, Enver abinin sevincine katılanlar, Enver abinin üzüntüsüne katılanlar, Enver abi ile beraber sevinenler, dünyada bu his ve acıyı, bu sevgiyi duyanlar, hiç şüphe yok ki ahirette o sevdikleriyle, o üzüldükleriyle beraber olacaklar. Ama Enver abi ile hiçbir ilgisi olmıyan, Enver abiden bana ne diyenler nasıl Enver abinin yanında olacaklar! İnsan sevdiğinin acısını paylaşır, sevincini paylaşır, üzüntüsünü paylaşır ve sıkıntısını paylaşır." ........ devamı var. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.