Ana Sayfa

Allahü teâlânın varlığını O açıklamış, her şeyin yaratanı, Onun rızasını almak istemiştir. "Muhammed Masum hazretleri"

Âb-ı Hayat - 840 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Geçen haftanın devamı : 2007 senesi, Haziran ayının 4 ü... Enver abim İhlas Holding'de Kendilerinin de namaz kıldıkları (odalarının bulunduğu kattaki) mescidde ikindi namazına, huzurpınarına hizmet eden arkadaşları davet etmişlerdi. Ayrıca kalabalık bir cemaat vardı. O gün Enver abim buyurdu ki; Padişahın hizmetçisi yalvarıp yakarıyormuş Cenab-ı Hakka; birgün padişahın yatağında yatabilsem diye. Ben kulübede yatıyorum, o ne saltanat içinde yatıyor. Laf, laf, laf... Gitmiş padişahın kulağına. Gidin, yıkayıp, paklayıp getirin demiş. Gitmişler, devlet kuşu kondu başına demişler. Padişahın yatağında yatacaksın. Ne? Emir öyle. Yatırıyorlar yatağa, sabah da çıkartıyorlar padişahın karşısına. Anlat bakalım diyor, bu gece kaç saat uyudun, rahat ettin mi? Yatak, döşek iyi mi? Oda da, yatak da senin olsun, döşek de senin olsun, ben kulübeme gidiyorum diyor. Neden? Sabaha kadar damla uyku uyuyamadım. Neden? Kafamın üzerinde kocaman bir taş vardı, devamlı sallanıyordu. Ha düştü, ha düşecek. Padişah; Ben her gün bu yatakta yatıyorum. Allah'tan kork! ... Onun için Enver abiye yardımcı olun. Pilot hata yaparsa herkes gider. Kaptan yanlış yaparsa gemi batar. Şoför yanlış yaparsa kaza yapar. O halde, nasıl şoförün takva sahibi olduğuna değil, sanatına bakın. Sorar mısın kaptana; Ey kaptan namaz kılıyor musun? Sana ne! Sen yürümene bak. Bakış açılarımız, ölçülerimiz farklı olmalı. Şoför başka, cami imamı başka tabi ki. Ama o şoförün değerini lütfen bilin çünki, hayatımız biraz da onun süreceği arabaya bağlı. Gel de dua etme şimdi. Fakirullah hazretleri var Tillo'da, Marifetname kitabının yazarı İbrahim Hakkı Efendi hazretlerinin mürşidi. İsmail Fakirullah hazretleri birgün bir talebesini suya göndermiş. Git şu ibriği şu çeşmeden doldur gel. O çocuk da almış ibriği gitmiş çeşmeye doldurmağa. Oyuna dalmış. Öğlen geçmiş, ikindi geçmiş... Derken aklı başına gelmiş. Hemen gitmiş çeşmenin başına, suyu doldurup gelmiş ama hakikaten mahzun, üzgün bir halde. Oradaki öğrenciler, sen nasıl geç kalırsın, hocamızı bekletirsin diye yer misin yemez misin, dövmeye başlamışlar. Derken, Fakirullah hazretleri acele ile telaşla koşarak geliyor, durun yapmayın, yapmayın diyor. Duruyorlar, hocam bu hata işledi, hak etti diyorlar. Hiç de hak etmedi ve çok da günaha girdiniz, helalleşin dedi. Mübarek zat; Nazar ettim, bizim kısmetimiz olan su dağdan yeni geliyordu. Bu arkadaşınız o suyu almağa gittiği zaman henüz bize tahsis edilen su çeşmeye gelmemişti. Allahü teala ona unutturdu. Vakit doldu, bizim su çeşmeye geldi ve o çocuk kovayı doldurdu. Siz de bunu dövdünüz, şimdi nasıl helalleşeceksiniz? Elini mi öpersin, ayağını mı öpersin, yanağını mı öpersin, affet bizi mi dersin? Düşünün ki kısmet olmayan su eve gelmiyor. İşte herkesin rızkı, o kadar kesin tayin edilmiştir. Dolayısıyla hiç bir Allah'ın kulu rızkı için üzülmemelidir. Peki çalışmalı mıdır? Çok! Çünki, çalışmak ibadettir. Ama o çalıştığımızla rızkımızın hiç bir ilgisi yoktur. Bir delikanlı genç işsiz kalmış. Gitmiş iş aramaya. Ağanın yanına git, bahçesi sulanacak demişler. Buna işi vermişler, su taşıması için ip, kova ve omuzunda taşıması için sopa vermişler. İşe başlamış. Şans bu ya, kovanın biri sağlam biri delik. Sağlam kova hiç su akıtmıyor, delikli kovanın yarısı yolda boşalıyor, yarısı geliyor. Yani iki kova ile gidiyor, bir buçuk kova ile dönüyor. Bu, iki sene sürüyor. Sağlam kova, delikli kovaya meydan okumaya başlıyor, hakaret etmeye başlıyor. Sen zaten ne işe yararsın, yine bende iş var, bir damla suyu zayi etmeden getiriyorum diyor. Senin getirdiğinin yarısı boşa gidiyor, sen hep yarım adamsın, yarım olarak getiriyorsun. Akla ne gelirse söylüyor. Artık delikli kovanın burasına geliyor. Artık sucu başına diyor ki, yeter bu kadar. Artık uğradığım hakaretler yeter bu sağlam kovadan diyor. Her gün tafra, tafra, hakaret ediyor. Ben buna dayanamıyorum, ya kır beni, ya da yama, ne yaparsan yap, yeter ki sağlam olayım. Öyle mi diyor, sucu çocuk. O zaman bugün su taşımayalım da beraber bir gezelim diyor. Gitmişler dereye. Buradan bahçeye kadar gidelim demiş. O zaman tabi yollar dar. Yolda gelirken demiş ki delikli kovaya, sen hep omuzumun sağ tarafındaydın, öteki de sol. Şu yolun iki tarafına bak demiş. Senden akan sulardan ne güzel güller, yeşillikler, bitkiler büyüdü ama öteki taraf kup kuru. Bir taraf kuru, bir taraf mükemmel, hayat. İşte kibirli insanlar dolu kovaya benzer ama etrafa bir damla faydaları olmaz. Diyor ki; Senin gibi delikli kovanın, hem kendine faydası var, hem bana faydalı, hem de toprağa faydası var. Güller yetişti senin geçtiğin yerlerde. Hangisi olmak istersin, ondan mı, bundan mı? O da diyor ki; Biraz daha delsen iyi olur galiba... Onun için, kibirli insanların hiç faydası yoktur. Bir insan kibirli mi, değil mi faydasından belli olur. Eğer dağıtmıyorsa, vermiyorsa bil ki o berbat dolu kovadır, işe yaramaz. Eğer eli açıksa yani delikleri varsa tamam. Netice, geçen sene Enver abi ölümden döndü. Bakın neşeli, aranızda. Elhamdülillah. Allahü teala hayırlı ömürler versin. Mektubat'ta buyuruluyor ki; Padişahın yanındaki sadrazamın beş dakikası, köylü dayının bin senesine bedeldir ama o padişahın yanındaki vezirin hayatı da aslanın ağzındaki değil midesindeki yem gibidir. Her an ölüm vakidir. Hazret-i Ömer bir dirheme satmak istemiştir o emirliği, o hilafeti ama tabi kimse alır mı? Bir vücutta baş ne kadar ehemmiyetli ise bir şirkette de baş o kadar kıymetli ve ehemmiyetlidir. Ama vücutsuz baş, başsız vücut bir işe yaramayacağı gibi bu Müslümanlar da bir ümmettir. Ümmet demek bir insan demektir. Bir insanda otuz trilyon hücre var. Hepsi bir yere bağlı. Dolayısıyla bağlantısız bir hücre, anında kansere dönüşür. Siz bağlantısız olmaktan korkun. Bir başa bağlıysanız, gidin yatın uyuyun. Allahü teala Kur'an-ı kerim'de mealen buyuruyor ki ; Sizin için barış hayırlıdır. O halde, Allah'ını seven Allaha kurban olsun. Onun emri, her emrin üzerindedir. O, her şeyin üstündedir. O mealen buyuruyor ki ; Sizin için barış hayırlıdır. Bize çok sorular soruluyor. Tabii Enver abinin hep verdiği istikamet, barışın. Mahkemelik olmayın, hele hele ahirete intikal ettirmeyin çünki ahiret bildiğiniz gibi değil. Maazallah, kul hakkından peygamberler dahi çekinmişlerdir, çünki kul hakkı dehşettir. Kul hakkı ile ölmek felakettir. Binlerce insan sırtımıza bassın ama biz bir karıncaya bile basmayalım. Bir şair diyor ki; İnsanın ömrü, dünyanın ömrüne nazaran sahrada bir an esen rüzgar gibidir. Değmez yani, bir rüzgardı ama geçti. Bu rüzgar kadar kısa olan ömrümün içinde çok tatlı günlerim geçti ama çok acı günlerim de geçti. Zalim olan, gücü olan zulmetti, hakaret etti, kırdı, dövdü... Hepsi geçti ama mazlumdan geçmedi. Yani, haksızlığa uğrayandan geçmedi. Peki ne oldu? Onun boynunda, uğradığı hakaretlerin, uğradığı gıybetlerin, uğradığı iftiraların hepsi yazılı kaldı. Ahirete o levha ile gelecek. Cenab-ı Hak, bu ne diyecek? Ya Rabbi, adam burada bana bunları bunları yaptı diyecek. Haklarınızı helal edin, ben de helal ettim. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 833 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz Imageefendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... 2007 senesi, Haziran ayının 4 ü... Enver abim İhlas Holding'de Kendilerinin de namaz kıldıkları (odalarının bulunduğu kattaki) mescidde ikindi namazına, huzurpınarına hizmet eden arkadaşları davet etmişlerdi. Ayrıca kalabalık bir cemaat vardı. O gün Enver abim buyurdu ki; Selamün aleyküm. Ali hoş geldin. Getirdiğin arkadaşları ayağa kaldır göreyim. Bunlar Huzur Pınarı. Bunlar çok hizmet ediyorlar. Bunlar bizim dava arkadaşlarımız. Allahü teala muvvafak-ı bil hayr eylesin. Hoş geldiniz, sefa geldiniz, mübarek olsun.. En aziz, dünyanın en şerefli, en kıymetli insanı Muhammed aleyhisselamdır. Neden, çünki peygamberlik görevi onda. Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" dünyayı teşrif etmelerinin sebebi, insanlara dünya işlerini öğretmek değildi. Zifiri karanlığı aydınlığa çevirmekti. Bir insan kör ise, her tarafı siyah görür. Hazret-i peygamberin "sallallahü aleyhi ve sellem" gelme sebebi, o kör gözleri açmak ve ışığa kavuşturmaktır. Ondan sonra renkler, şekiller görülebilir. Güneşi istediğiniz kadar tarif edin, insan kör olduğu müddetçe inkar eder. Mektubat'ta buyruluyor ki; Kör görmezse güneşin suçu ne. Büyüklerin bize en büyük iyiliği, kör olan gözlerimizi açtılar. Karanlıkta insanlar birbirine çarparlar. Dolayısıyla biz birbirimize çarpmayız. Neden? Çünki ışığın altındayız. Ama o ışıktan mahrum kalırsak birbirimize çarpmaya başlarız. Sonra da kalp kırarız, sonra da şefaatten mahrum kalırız. Sonra hesap sorarlar; siz ışığa kavuştuğunuz halde, eğriyi doğruyu öğrendiğiniz halde, mayını gösterdiğimiz halde, niye çarptınız mayına derler. Haşa zulmetmez kuluna hüdası, herkesin çektiği kendi cezası. Onun için ne yaparsanız kendinize yaparsınız. İyilik yaparız kendimize yaparız, kötülük yaparız kendimize yaparız. Severiz, kendimize yaparız. Sevmeyiz, kendimize yaparız. Kızarız, kendimize yaparız. Bir mübarek zat öyle buyuruyor; Allahü tealanın size nasıl muamele etmesini istiyorsanız siz de onun kullarına öyle muamele edin. İnsanın en büyük dostu Allah, en büyük düşmanı nefsidir. İnsan dostla düşman arasında gidip gelmektedir. Biraz öyle, biraz böyle ama en sonda çizginin ne tarafında ise orasıdır. O bakımdan daima Allahü tealaya yalvarmak lazım ki; Allahümme yâ mukallib-el-kulûb, sebbit kalbî alâ dînik. Ey kalpleri iyiden kötüye, kötüden iyiye, doğudan batıya, batıdan doğuya çeviren Rabbim, benim kalbimi senin razı olduğun yerde sabit kıl. Çok önemli! Bu kalp dönektir. Ve bu kadar çok tehlikeli, çok dönek olan, insanı her an felakete götürebilecek olan bu kalbe nasıl güvenebiliriz. Çünki, fırıldak gibi dönüyor. Hani civa durmaz ya yerinde, kayar gider... İnsanın kalbi de böyledir, bulunduğu yere çabuk intibak eder. Onun için büyüklerimiz buyuruyorlar ki; Eğer kurtulmak istiyorsanız kurtulanlarla beraber olun ki kurtulabilesiniz. Takdir-i ilahi tabi. Geçen sene bu günlerde ameliyat olmuştum. Şu anda çok iyiyim elhamdülillah. Çok riskli bir ameliyattı, nitekim doktorlar dediler ki; kararı biz veremeyiz, sen vereceksin. Eğer diyaliz dersen diyaliz, nakil dersen nakle karar vereceğiz, ama bu riskli bir şeydir. Sevenlerimiz korktu, dediler efendim diyalize başlayın. Şöyle yapın diyen var, böyle yapın diyen var. Bize düşen görev herkesi dinlemektir ama kararı kendimiz vereceğiz. Allahü teala Kur'an-ı Azimmüşşanda Cenâb-ı peygambere "sallallahü aleyhi ve sellem" buyuruyor mealen; Ey Habibim, Müşavere et ama sonra kendin karar ver ve verdiğin karadan da dönme. Hazret-i Ebu Bekr Sıddık raydıyallahü anh, Cenâb-ı peygamberin "sallallahü aleyhi ve sellem" vefatından sonra sefere çıkan ordu geri mi dönsün, devam mı etsin karar verecek. Cenâb-ı peygamber "sallallahü aleyhi ve sellem" vefatına yakın orduyu sefere gönderdi ve vefat etti. Hazret-i Ebu Bekr Sıddık "raydıyallahü anh" halife oldu. İlk görevi, buna karar vermekti. (Hazret-i Ömer "radıyallahü anh", Hazret-i Osman "radıyallahü anh", Hazret-i Ali "radıyallahü anh"),.. hepsine sordu. Dediler ki; Başka ordumuz yok, etraf mürted olmağa başladı, ordu geri gelsin. Hemen hemen hepsi aynı fikirdeydi ama emir Ebu Bekr Sıddık "radıyallahü anh" idi. Bakın dedi, hepinizi dinledim, hemen hemen ittifak halinde ordunun geri gelmesini istiyorsunuz. Şimdi ben sizin emirinizim. Kararımı veriyorum, ordu devam, dedi. Ne oldu? O ordu sefere gitti. Cenâb-ı peygamberin "sallallahü aleyhi ve sellem", yola çıkardığını ben geri döndüremem, dedi. Medine-i münevvereye saldırmak için mürtedler etrafta teşkilatlar kuruyorlardı. Saldıracaklardı. Ordu sefere çıkınca, hepsinin kalbine korku düştü. Eğer başka ordular Medine-i münevverede olmasa, bu ordu sefere çıkmazdı. Demek ki bir tane sefere çıktığına göre on tanesi içeride. Biz bunlarla harp edemeyiz, dediler ve anlaşmak zorunda kaldılar. Neden? Emirin hikmetinden... Dünyada en zor şey emir olmaktır. Birgün peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", bir odada sohbet ediyormuş. Odada adım atacak yer yoktu, çok doluydu. Derken, bir aşiret reisi geldi. Baktı, içerisi çok kalabalık. Kapının eşiğine oturdu. Peygamber efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", gördü ve o aşiret reisine dedi ki; Kalk, buraya gel. Mübarek hırkasını çıkardı, dörde katladı ve yere koydu. Dedi ki; Benim hırkamın üzerine otur. O aşiret reisi hırkayı aldı, üç kere öpüp başına koydu. Dedi ki; Ya Resulallah hâşâ. E'ûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Hırkayı geri verdi. Ama Cenab-ı Peygamber "sallallahü aleyhi ve sellem", Eshab-ı kiram'a büyük bir ders verdi. Hırkasını çıkardı, dörde katladı, buyur otur dedi. Tabi herkes dondu kaldı ve şu hadis-i şerifi irad buyurdu; Eğer insanları idare eden bir yönetici, idareci aranıza gelirse ona hürmette kusur etmeyin. Bu gerçek... Onun için, eğer insanları idare eden birisi, kim olursa olsun; ister vali olur, ister belediye başkanı olur, kim olursa olsun. Emir bu, ona hürmette kusur etmeyin. Bir gün Musa aleyhisselam Allahü tealaya çok yalvardı, dedi ki; Ya rabbi, firavunun canını al. Allahü teala buyurdu ki; O, fakir kullarıma yardım ediyor, iyilik ediyor. Onun için canını almam. Ne zaman kesti, yani kıtlık oldu diye o fakir fukaraya yardımı kesti, geberdi gitti. Allahü teala Kur'an-ı azimmüşşan da buyuruyor ki mealen; Allah'a, Peygambere ve içinizden olan emire itaat edin. Bu bir vaciptir. Kurban kesmek nasıl vacipse, sıla-i rahim nasıl vacipse, vitir namazı nasıl vacipse emire itaat de öyle vaciptir. Mübareklerin defalarca, defalarca dediği gibi. Enver hepimizin emiridir. Sizin değil, hepimizin ifadesini kullanmışlardır. Allahü teala Enver abiye çok yardım eylesin. Onun için mübarek Hocamız her namazda, arkalarında namaz kıldığımız zamanlarda hep Enver abiye dua ediyorlardı. Ben de Enver abiye dua ediyorum. O bir yanlış yapmasın diye. Çünki, Enver abi başarılı olursa hepimizin başarısıdır. Dua edelim Allahü teala onu muvaffak etsin. Başımızdan eksik etmesin. Ona hayırlı hizmetler nasip etsin. Allahü teala hepimize din ve dünya seadeti versin. - devamı var - Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 826 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Huzurpınarının yeni kurulduğu senelerdi, Enver abim, huzurpınarında yazılan her yazı ile yakından ilgilenir, bazı kelimelerin değiştirilmesini isterlerdi. Bazan hususi telefon ederek, "Şu cümleyi kaldırdım, şu şekilde değiştirdim".. şeklinde söylerlerdi. Bazan mail ile bildirirlerdi. Zaten yayınlanan yazılar bir gün evvelden Enver abime gönderilirdi.. Bilhassa cuma yazılarında, bazan "Bu olmamış, konuşma dili ile yazı dili farklıdır, tekrar hazırla bana gönder" buyururlardı. Tamam denilene kadar birkaç kere tekrarladığımız olurdu. Elhamdülillah ki, izinsiz ve habersiz hiçbirşey yapmadım. Enver abim de her zaman takdir etti, teşvik etti, tebrik etti ve dua ettiler. Lâyık olmadığımız vasıflarla her zaman meth ettiler. Yani, başımızda tam bir baba olarak bizi hayata hazırladılar, insanlığı öğrettiler. Enver abim hepimiz için eşi bulunmaz bir abi, bir baba, bir rehber, kâmil bir mürşîd idi. "Kişi sevdiği ile beraberdir" hadîs-i şerifinden ümitlenerek ahiretde dahi dünyada olduğu gibi Enver abimin yanında olmağı umuyoruz inşallah. 2006 senesi yaz ayları idi, Yalova'da evlerine çağırdılar, beni yanına oturtup, kendi bilgisayarlarında huzurpınarını açtılar, birkaç saat kadar, içindeki bütün dosyaların hepsini inceleyip, şunu çıkar, şuraya şunu ilave yap şeklinde anlattılar. Sıra bir dosyaya geldi, dosyanın adı; (okuyanın ihlası artar, ya sevenin). Bu ne? buyurdular. Dedim ki; "Efendim, zât-ı âlînizin hazırlayıp ismini verdiğiniz dosyayı nasıl kaldırırız". Ellerini yüzlerine kapayıp birkaç dakika durduktan sonra "tamam" buyurdular. Hocamızın hayatını huzurpınarında yayınlamak için izin aldığımızda ilk sene 23 madde olarak hazırlamıştık. Birgün buyurdular ki; "bu 23 mailin tamamını bugün bana tekrar gönder". Enver abim o 23 maddelik yazıları tefrika olmaktan çıkararak toplu hale getirmişler. Daha sonra o dosyanın huzurpınarına o şekilde konulmasını istemişlerdi. Bu dosya halen huzurpınarında aynı şekli ile durmaktadır. Bu hatıralar kalbimizde ahirete kadar iftihar ve sevinç vesilesi olacak inşallah. Alttaki, Enver abimden bu konuda aldığım bir hatıra mailidir: ----- Original Message ----- From: Enver Ören To: Ali Zeki Osmanağaoğlu Sent:Saturday, December 09, 2006 12:40 AM Subject:Okuyann ihlas artar.Ya sevenin..... Şu saate kadar gönderdiğin yazılarla meşgul oldum. Yüz bin kere sana aferin. Maşaallah. Ne kadar güzel ve ihlasla hazırlamışsın. Ne kadar memnun olduğumu ve sana olan muhabbetimin ne kadar çoğaldığını tahmin edemezsin. Yazıları tefrika gibi olmakdan çıkardım ve kitab haline getirmeğe çalışdım. Bize de dua et Ali kardeşim...... Çok selam ve dua ederim. Devamı var- Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.