Ana Sayfa

Her şey, Onun şerefine yaratılmış, bütün varlıklar, Onun mübarek ruhundan feyz almışlardır. "Muhammed Masum hazretleri"

Âb-ı Hayat - 763 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... -4- Geçen haftanın devamı: Yine böyle hususi bir günde (2011 senesi temmuz ayının 15'i Berat kandilinde, Güzelşehir'de) Enver abim buyurdular ki; Mübarekler bir gün buyurdular ki; Efendim, yolumuz diğerlerinin yolundan çok farklıdır. Diğer yollarda olanlar talebelerini alırlar, öğretirler, geliştirirler ve ana caddeye çıkarırlar, bu yolun sonu Cennettir, şimdi haydi yürüyün, derler. O da çalışır, uğraşır, belki bu arada yoldan çıkaranlara rastlar, yan yola düşebilir. Fakat bizim büyüklerimizin yolu böyle değildir. Kendilerini sevenleri tutarlar, onları yoldan götürür, Cennete sokarlar, köşklerine kadar götürür, bizden bu kadar, derler. Dolayısıyla, biz çok şanslıyız. Mübarekler de devamlı; kardeşim, biz çok bahtiyarız, buyururlardı. Mübarekler neden bahtiyar olduğumuzu dört madde halinde anlatırlardı. Bir; Allahü teala bizi insan olarak yaratmış. Mülkün sahibi O'dur. Köpek de, kedi de yaratabilirdi. Nitekim, bir Cuma günü Bayezid-i Bistami hazretleri camiye giderken, yolunun üzerinde uyuz bir köpek yatmış duruyormuş. O zaman yollar darmış. Bayezid-i Bistami hazretleri Şâfiî mezhebinde olduğu için, köpeğe değmesin diye, eteklerini hafifçe yukarı çekmiş. Köpek dönüp fasih bir lisanla, ya Bayezid, dur bir dakika. Seni Bayezid olarak yaratan cenab-ı Allah, beni de köpek olarak yaratmıştır. Mülkün sahibi O'dur. O böyle istedi. O dileseydi, sen şimdi köpek olurdun, ben de Bayezid olurdum. Benden niçin bu kadar çekiniyorsun, demiş. Onun için Mübarekler; bahtiyarız, çünki Allahü teala bizi insan olarak yarattı, buyurmuşlardı. İki; Allahü teala bizi müslüman olarak yarattı. Bütün peygamberlerin halis talebeleri de müslümandır. Üç; Allahü teala bizi Muhammed aleyhisselam'a ümmet yaptı. Zaten şansların en büyüğü de budur. Kâdı Iyad hazretleri var. Şifa kitabının sahibidir. Bir gün buyuruyorlar ki; O kadar sevinçliyim ki, elimi uzatsam sanki yıldızları tutacağım. O kadar hafifim. Sanki bulutların üzerinde yürüyorum. Çünki, yerleri gökleri yaratan, hepimizi yoktan var eden, her an bizi varlıkta durduran yüce Allah, beni muhatap kabul ediyor ve bana kulum diyor. Bana emirler veriyor, yasaklar koyuyor. Bundan büyük ne olabilir? Sonra Allahü teala beni Muhammed aleyhisselam'a ümmet yapmıştır. Herkes kendi hocasını meth eder. Benim hocam, Muhammed aleyhisselam'dır. Çünki benim hocalarımın hocası, Muhammed aleyhisselam'dır. Ben nasıl sevinmeyeyim? Çünki kainat, O'nun hürmetine yaratılmıştır. Çünki, feyz kaynağının başı, Peygamber efendimizdir aleyhissalatü vesselam. Onun için, kendimi bulutlara basıyor gibi his ediyorum, diyor. Dört; bir büyük zâta talebe yaptı. Bir büyük zâta talebe olamayanın, O zâtın sohbetinde vasıtalı veya vasıtasız bulunamayanın, kitaplarını okuyarak, talebeleriyle arkadaş olarak bu imkanı bulamayanın, kurtulma şansı çok zayıftır. Çünki emir var. Siz dininizi büyüklerin ağzından öğreniniz. Bu dört madde elhamdülillah hepimize nasip oldu. Mübarekler buyurmuşlardı ki; Beni arayanlar, kitaplarımın satırları arasında bulur. Mübarekler anlatıyorlardı. Bir zamanlar her tarafa Benim Dinim isimli bir kitap dağılmıştı. Bu kitaplardan birini Efendi hazretlerine götürmüştüm. Efendi hazretleri, oku dinleyelim, buyurdular. Baştan sona kadar kitabı okudum. En sonunda; kitapta bir tek hata yok, ama okuyan zehirlenir, tehlikede olur, imandan çıkar, buyurdular. Aman abiler, insan bulduğu her şeyi yemediği gibi, her bulduğunu da okumamalıdır. İnsan, kendi vücudunu düşündüğü kadar, dinini de korumalıdır. Bir gün bu hatırayı anlatınca, o gece Mübarekleri rüyamda gördüm. Ne yapıyorsunuz, buyurdular. Sizden duyduklarımı arkadaşlara anlatıyorum. Mesela, bu hatırayı anlattım, dedim. Doğru anlatmışsınız, buyurdular. ........devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 756 (cum'aniz mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... -3- Geçen haftanın devamı: Enver abim bazan; sohbet için gelen arkadaşlarından bazılarını getir, bir de ben sohbet edeyim onlarla buyururlardı. Böyle özel günlerde hakiki bayram havası yaşanırdı. Böyle topluca gidildiği birgün Enver abim buyurdular ki; İmam-ı Rabbani müceddidi elfi sani şeyh Ahmed Faruki Serhendi hazretleri Faideli Bilgiler kitabının sonunda olan ikiyüzonüçüncü mektupta buyuruyor ki; Bütün vaazların, nasihatlerin özü, en kıymetlisi, bir şeydir; o da bir Allah adamına rastlamaktır. Nasıl ki Eshab-ı kiram aleyhimürrıdvan Peygamber efendimize rastladılar, Eshab-ı kiram oldular; bir Allah adamını seven, bir Allah adamını tanıyan, bir Allah adamına inanan, bir Allah adamının yolunu takip eden, aynı Eshab-ı kiramın Peygamber efendimize kavuştuğu gibi büyük nimete, büyük devlete kavuşmuş olur. Onun için, bu büyükler inkar edilmediği müddetçe, gerek yazılarında gerekse sözlerinde en ufak bir şüphe edilmediği müddetçe, o mü'minin kurtulmama ihtimali yoktur. Efendi hazretleri buyurmuşlar ki; Bir mü'min islamiyyetin tamamını öğrense, tamamı ile amel etse, bunun kurtulmak ihtimali vardır. Ama bir Allah adamına peki diyenin, bir Allah adamına rastlayanın, yaptığı kusurlara rağmen, kurtulmamak ihtimali yoktur. Ne mutluyuz ki, cenab-ı Hak bizlere Cennete giden otobanı nasip etti. İnsan bu büyüklere kavuştuktan sonra, gerek maddi gerek manevi ne varsa, hep onlara aittir. Birgün Mübarekler buyurdular ki; Şu kavuştuğumuz nimetlerin tamamı, ister maddi ister manevi ne varsa, kitapların yayılması, bu abilerin varlığı, eğer zerresini kendi şahsımdan bilsem, yanarım kardeşim. Ama elhamdülillah ki, bütün bunların hepsi, Efendi hazretlerine aittir. Çünki biz, başka bir yoldaydık, cenab-ı Hak Efendi hazretlerini vesile kıldı, bizi başka bir yola aldı. Biz bundan önceki yolda ne olduğumuzu biliyoruz. Hepimiz değişik otobanlardaydık; ama cenab-ı Hak bize kendi rızasına, kendi sevgisine kavuşturacak, Cennetine kavuşturacak otobana girmeği nasip etti. Gel de sevinme! Üç-beş günlük dünyada, dert ve sıkıntıyı sakın kendine dert etme. Çünki, bu çok zengin bir insanın, üç-beş kuruş kaybedip de feryat etmesi gibi olur, değmez.. Kavuştuğumuz şu nimetin yanında, üç-beş kuruş sıkıntı ve üzüntünün bahsi dahi olmaz. Daima, kavuştuğumuz nimeti gözümüzün önüne getirelim ve daima cenab-ı Hakka şükr edelim ki, bir kazayla bu nimet elimizden gitmesin. Maalesef bu nimete kavuşmuş olup da, bu nimetin kıymetini bilmediği için elinden gidenleri biliyoruz, siz de biliyorsunuz. Mübareklerin vasiyetini, nasihatini yerine getirmek suretiyle, kitapları okuyalım. Beni arayan satırların arasında bulur, buyurdular. Onların âdeti, sünneti üzerine, başkalarının da tanımasına yardımcı olalım. Bir de, birbirimizi çok sevelim. Bu sevgiyle, inşallah ahırette de beraber oluruz. Çünki, Mübarekler vaad ettiler, söz verdiler. Cennetin kapısına kavuşursam, içeri girmeden, bütün abileri alırım, buyurdular. Ne bahtiyarlık! İnşallah ahırette de rahat edeceğiz. Yeter ki, kavuştuğumuz bu nimetin kıymetini çok iyi bilelim ve daima ondan bahsedelim. Nefsimizin şerrinden Allaha sığınalım. Çünki o, hem cenab-ı Hakka düşman, hem de bize düşmandır. Mübarek Hocamız; nefsin tek arzusu, seni kâfir yapmaktır, buyurdular. Kendisi kâfir olduğu için, senin de kâfir olmanı ister. Nitekim, içki içen, herkesin içki içmesini, bir mü'min, herkesin mü'min olmasını ister. ........devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 749 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem yanına kolay yaklaşılırmış, herkes her derdini rahatça söyleyebilirmiş. Hatta "Sıkılma! Ben melik değilim, zâlim değilim. Kurumuş et yiyen bir kadıncağızın oğluyum" buyururlarmış ki, yanına gelenler sıkılmadan derdini söyleyebilirmiş. Enver abimizin yaşayışı, halleri, bu hadîs-i şerife de uygundu. Herkes yanına rahat girerdi ve rahatca konuşurdu. Camiide saflarda sınıf farkı olmadığı gibi, Enver abimin kalbinde de Müslümanlar arasında sınıf farkı yoktu. "Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resulullah diyorsa, başımızın üstünde yeri vardır. Gözünün üstünde kaşın var diyemeyiz." buyururlardı. Yaşlı ile yaşlı olur, çocuk ile çocuk olurdu. Herkesin frekansına göre konuşur, herkesin seviyesine inebilirdi. Herkesin anlayacağı şekilde konuşurdu. Herkesin derdine çare arar, herkesi rahatlatırdı. Kendinden hiç bahsettirmez, hallerini her zaman gizlerdi. Hocamızın en çok sevdiği ve tek vekili olduğu halde, kendisini bizim başımızda sadece bir abimiz olarak gösterirdi. Halbuki O, bizim hem babamız, hem hocamız, hem rehberimiz, yol göstericimiz, hem dert ortağımızdı. Herkes, ne derdi, sıkıntısı varsa, hiç çekinmeden sadece Ona anlatırlardı, çünki sadece çarenin oradan bulunacağını bilirlerdi. Hiç kimseyi aşağı görmez, küçük çocuklara da dava arkadaşım derlerdi. Dünyaya hiç kıymet vermezdi. İnsanlar ahıretde yanmasın derdinde idi. "Kediyi bile gözünüzün önünde ateşe atsalar dayanamazsınız, insanların yanmasına nasıl dayanılır" buyurmuşlardı. Hiç kimse Cehenneme gitmesin diye uğraşırlardı. Talebelerini de bu düşünce ile bu zihniyetde yetiştirirlerdi. Talebelerinin kendi aralarında toplanmalarını, bir araya gelip dinden bahsetmelerini, kitap okumalarını tenbihlerler, bunun ehemmiyetine dikkat çekerlerdi. 15-20 kişi bile olsa eğer kendi aralarında toplanıp kitap okuyorlarsa, zaman zaman onları kendi sohbetlerine de davet ederlerdi. 1985 senesinde diş tedavileri için bizim muayenehaneyi teşriflerinde; hastalarınla burada akşamları toplanıp sohbet edin, buyurmuşlardı. Enver abimin bu sözünün bereketi ile pek çok kişinin o senelerde hidayetine vesile olundu. Arada bir telefonla veya davet ederek, sorarlardı, takip ederlerdi. Kimler geliyor, neler anlatıyorsun, şunları da anlat buyururlar, yakından ilgilenirlerdi. Şunu şunu bana getir göreyim dedikleri de olurdu. Söyledikleri abileri Cağaloğlu'nda gazeteye götürürdüm. Bazan telefon edip akşama şu saatte bizim kapıya gel buyururlar, kapıda yine bu konularda bazı şeyler sorarlar, gelenlerin hallerinden anlattırırlardı. Kapıya bizi çağırmaları her defasında bizim toplanacağımız günlere denk gelirdi,... tesadüf mü bilemem, burayı herkesin kendi anlayışına bırakıyorum... Sonra bir avuç dolusu çikolata veya şeker verirler, bu akşam gelenlere verirsin buyururlardı. Dağıttığımda ne bir tane noksan, ne de bir tane fazla... kaç kişi varsa sayı o kadar olurdu. Bu hal defalarca, belki 10 larca defa ve 2-3 sene devam etti, her defa gelen arkadaşlar farklı sayıda olduğu halde, her defasında şekerler gelen sayı kadardı.. Arada bir de, şu kadar kişi Sarıyer'e getir, bir de ben sohbet edeyim onlarla buyururlardı. Tabii böyle özel günler bize bayram olurdu. Böyle topluca gidilmesi senede bir veya iki defa tekrarlanırdı. Hatta vefatlarına kadar da, bu şekilde zaman zaman abilerin kitap okuma veya kitap hizmetleri grublarını bazan Holding'de, bazan Güzelşehir'deki evlerinde kabul ettiler. Böyle günlerdeki sohbetlerden bazı bölümleri, zaten haftanın diğer günlerinde anlatmağa çalışıyoruz. ........devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.