Ana Sayfa

Muhammed aleyhisselâma tâm ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tâm ve kusursuz sevmek lâzımdır. - İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh”

Âb-ı Hayat - 511 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .............. Geçen haftanın devamı: Hocamız buyurdu ki; Kalbden kalbe yol vardır. İş, o yolu ele geçirmektir. O yol ele geçti mi, herşey ele geçmiş demektir. İşte Enver abimizin kalbinden de talebelerinin, sevenlerinin kalbine böyle bir yol vardı. Enver abim kalbden konuşurdu, laf olsun diye, dünya çıkarı için söz söylediği hiç duyulmamıştır. Karşısındakinin ahireti için söylerdi hep. Onun için Enver abimden öğrendiklerimiz unutulmuyor, her kelimesi kalbimize tesir ederdi. Bir bayram sohbeti idi, Enver abim buyurdu ki; size Mektubat'tan bayram hediyesi olarak iki tane mektub söyleyeceğim, bunları bugün okursunuz. Biri 100 den 2 noksan, diğeri 50 den 2 noksan. 98 ve 48. Biri, insanı mum gibi yapar, biri de hizmetlerimizin kıymetini anlatır buyurdular. O gün öyle kalabalık vardı ki, abiler Enver abilerin etrafından ayrılamıyorlardı, sokaklar dahi dolu, araba kapıya yanaşamıyordu. Yaz günü olmasına rağmen sadece 1 dakikalık şiddetli bir yağmur yağdı, sokak bir anda boşaldı, o arada, Enver abileri almağa gelen araba gelebildi, Enver abim gitti, o anda yağmur da durdu. Aynı gün akşama hocamıza bayram ziyaretine gittiğimizde, babam (Muammer dede), hocamıza sabah ki bu olanları anlattı. Hocamız buyurdular ki; "Enver abi'de silsile-i âliyyenin kokusu var. Onun için abiler ayrılamıyorlar" buyurdular. Yağmur için de, "Enver abinin kerametidir" buyurdular. Enver abiyi bir gören tekrar görmek isterdi. Fikir ayrılığı olanlar dahi Enver abiyi severdi. Enver abi, herkese yardımcı olmağa çalışırlar, herkesin derdine çare bulmağa çalışırlardı. Hiç kimsenin kalbini kırdığı görülmemiştir. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız, hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 504 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Enver abim buyururdu ki; "Müslüman, aranılan insandır, özlenilen insandır, hasreti çekilen insandır. Bir insanın yanına yaklaşmak kolay değilse veya karşılaşmayalım şununla diye yol değiştiriliyorsa, onun imanında noksanlık vardır. Yönünü dünyaya dönen insanlarla çarpışır, yönünü ahirete dönen ise, insanlar onun gibi olmak için yarışır" buyururlardı. Enver abim sözünün eri idi. Müslümanı tarif ettiği gibi idi. Enver abinin sohbeti için sevenleri, çok şeyleri feda edip gelirlerdi. Enver abinin yanına gelebilmek, birkaç kelime sohbetini dinleyebilmek için çırpınırlar, bunun için yek vücut, yek kalb olurlardı, gözler başka bir şey görmezdi. Peki, Enver abimde ne vardı, onda insanlar ne buluyorlardı?... Bunu biz kendi düşüncemizle anlayamayız, anlayabilmemiz de mümkün değildir. Fakat bunun cevabını hocamızdan 80 li yıllarda işitmiştim. Onun için yakinen biliyorum. Bir zamanlar mehmed ağa diye tabir ettiğimiz bir hizmet yerimiz vardı. İkibin senelerine kadar orada (20-25 sene) çok büyük hizmetler yapılırdı. Arkadaşlarımızın düğünleri dahi orada yapılırdı. Tabii düğün deyince yanlış anlaşılmasın! Bizim arkadaşlarımızın düğünü demek Enver abimizin sohbeti demekti. Mehmed ağanın bir katında mescid vardı. (zaten Enver abimin açtığı her işyerinin en güzel yeri mescid olurdu). Bayram sohbetleri, düğün sohbetleri orada olurdu. Uzak yerlerdeki abilerimiz dahi koşarak gelirler, herkes Enver abiyi görebilmek için çırpınırdı. Bayram namazına Enver abim Mehmed ağaya geldikleri için İstanbul'daki arkadaşlarımız da oraya gelirlerdi. Bir meseleyi öğrenmek insanın beynine kaydedilir. Fakat zamanla unutulabilir veya unutulmasa da tatbik edilmesi ayrı ve zor bir meseledir. Bazı şeyler vardır ki, onları öğrendiğinizde beyne değil de, kalbe yazılır. O zaman onu kolay unutmazsınız. Hatta kalbe yazılan birşeyi tatbik etmek için zorlanılmaz. Onu yapabilmek meleke halini alır sanki. Hani herhangi bir ilmihal kitabından, birisi namazı öğrenir, fakat bakarsınız ki namaz kılmıyor, hatta babası hocadır bunun. Neden kılmıyor, öğrendiği kitab ihlâsla yazılmamış. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye'den öğrenmişse, namaz kılmaması mümkün değildir. İhlâsla yazıldığı ve büyüklerin yazıları olduğu için insanın kalbine kazınır. Hem öğrenirsiniz, hem seversiniz, hem de feyz alınır. Enver abimden işittiklerimiz de, mermere yazılan yazı gibi, kalbimize kazınır, nakış nakış örülürdü. Enver abim kalbden anlattığı için dinleyenlerin kalbine te'sir ederdi. İlel kalbi, minel kalbi sebîlâ diye bir söz var, kalbden kalbe yol vardır. ........devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 497 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederizImage efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... Geçen haftanın devamı: Huzur Pınarı'nın yeni kurulduğu senelerdi, Enver abim, Huzur Pınarında yazılan her yazı ile yakından ilgilenir, bazı kelimeleri değiştirilmesini isterlerdi. Bazan hususi telefon ederek, şu cümleyi kaldırdım, şu şekilde değiştirdim.. şeklinde söylerlerdi.("değiştir" değil de, "değiştirdim" demelerine çok sevinirdik. Huzurpınarına sahip çıktıklarını, arkasında destek olduklarını anlamış olurduk). Bazan mail ile bildirirlerdi. Zaten yayınlanan yazılar bir gün evvelden Enver abime gönderilirdi.. Bilhassa cuma yazılarında, bazan "Bu olmamış, konuşma dili ile yazı dili farklıdır, tekrar hazırla bana gönder" buyururlardı. Tamam denilene kadar birkaç kere tekrarladığımız olurdu. Elhamdülillah ki, izinsiz ve habersiz hiçbirşey yapmadım. Enver abim de herzaman takdir etti, teşvik etti, tebrik etti ve dua ettiler. Lâyık olmadığımız vasıflarla her zaman meth ettiler. Yani başımızda tam bir baba olarak bizi hayata hazırladılar, insanlığı öğrettiler. Enver abim hepimiz için eşi bulunmaz bir abi, bir baba, bir rehber, kâmil bir mürşîd idi. "Kişi sevdiği ile beraberdir" hadîs-i şerifinden ümitlenerek ahiretde dahi, dünyada olduğu gibi Enver abimin yanında olmağı umuyoruz inşallah. 2006 senesi yaz ayları idi, Yalova'da evlerine çağırdılar, beni yanına oturtup, kendi bilgisayarlarında huzurpınarını açtılar, birkaç saat kadar, içindeki bütün dosyaların hepsini inceleyip, şunu çıkar, şuraya şunu ilave yap şeklinde anlattılar. Sıra bir dosyaya geldi, dosyanın adı; (okuyanın ihlası artar, ya sevenin). Bu ne buyurdular. Dedim ki; "Efendim, zât-ı âlînizin hazırlayıp ismini verdiğiniz dosyayı nasıl kaldırırız". Ellerini yüzlerine kapayıp birkaç dakika durduktan sonra "tamam" buyurdular. Hocamızın hayatını Huzur Pınarında yayınlamak için izin aldığımızda, ilk sene 23 madde olarak hazırlamıştık. Birgün buyurdular ki; "bu 23 mailin tamamını bugün bana tekrar gönder". Enver abim o 23 maddelik yazıları tefrika olmaktan çıkararak toplu hale getirmişler. Daha sonra o dosyanın huzur pınarına o şekilde konulmasını istemişlerdi. Bu dosya halen Huzur Pınarında aynı şekli ile durmaktadır. Bu hatıralar kalbimizde ahirete kadar iftihar ve sevinç vesilesi olacak inşallah. Alttaki, Enver abimden bu konuda aldığım bir hatıra mailidir: ----- Original Message ----- From: Enver Ören To: Ali Zeki Osmanağaoğlu Sent: Saturday, December 09, 2006 12:40 AM Subject: Okuyanın ihlası artar.Ya sevenin..... Şu saate kadar gönderdiğin yazılarla meşgul oldum. Yüz bin kere sana aferin. Maşaallah. Ne kadar güzel ve ihlâsla hazırlamışsın. Ne kadar memnun olduğumu ve sana olan muhabbetimin ne kadar çoğaldığını tahmin edemezsin. Yazıları tefrika gibi olmakdan çıkardım ve kitab haline getirmeğe çalışdım. Bize de dua et Ali kardeşim...... Çok selam ve dua ederim. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir. Hayat onunla güzeldi. Haftaya devamı var inşallah. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.