Ana Sayfa

En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama tâbi olmaktır. "Muhammed Masum hazretleri"

Âb-ı Hayat - 574 (Cum'anız mubarek olsun efendim)i
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz Imageefendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... ............ Bâzı insanlar vardır, ahiretde kendini kurtarabilmek için yaşar. Tabii ki akıllı olan herkes ahiretini düşünerek, orada kimlerle ve nerede bulunmak istiyorsa bu tercihi kendisi hür iradesiyle yapar,.. ama bu tercih dünyada yapılır. Ahiretde başına neler geleceğini düşünmeden iş yapana zaten akıllı denir mi..? Fakat bazı insanlar da vardır ki, sadece kendisini kurtarmak için yaşamaz, Onların başka derdi vardır. Hatta o derdi yanında kendini düşünmez bile.. Onların esas dertleri; HİÇBİR İNSAN AHİRETDE YANMASIN, herkes dünyada ve ahiretde huzurlu olsun. İşte o büyüklerin esas dertleri budur. Nübüvvet yolundan gelen büyüklerin ortak derdidir bu. Ve akıl ile anlaşılamayacak derecededir. Enver abimin kalbinde de, insanlara karşı öyle bir sevgi vardı ki,.. insanlar ahiretde yanmasın diye ömrü boyunca uğraştı. Kendisini yakın tanımayanların bunu anlayabilmesi mümkün değildir. O, insanları çok sevdiğinden insanlar da Onu çok severdi. Enver abimizi her insan elinde olmadan, farkında olmadan severdi. Tabii bu sevgi, Onun kalbinden gelen sevginin yansımasıdır. Enver abimin kalbinde anlaşılamaz bir mıknatıs vardı,.. öyle ki; insanlar O'na doğru kuvvetle çekildiğini fark ederlerdi. Enver abim buyururlardı ki; "Müslüman hasreti çekilen insandır, özlenen insandır. Her an ihtiyaç duyulan insandır. Görsek de istifade etsek diye yanına koşarak gidilen insandır. Karşılaşmasak diye kaçılan değildir. Müslüman karıncayı bile incitmez..." buyururlardı. İşte Enver abimizin tarifi ve hususiyetleri böyledir. Enver abim, zaman zaman hizmet için bazı arkadaşlara vazife verirlerdi. Mesela "huzurpınarı hizmetleri", kurulduğundan itibaren her zaman Enver abimin himayesinde idi. Zaman zaman çağırırlar, nasıl hizmet edileceğini anlatırlar, neler yapmamız lazım olduğunu, nelere dikkat edilmesi lazım olduğunu anlatırlardı. Bazan da telefon veya mail ile de bildirirlerdi. (Bizzat telefon ederek, şu kelimeyi, şu şekilde değiştirdim dedikleri de olmuştu. Mail ile irtibat ise hergün muntazam idi.) Birkaç defasında yanlarına oturtup kendi bilgisayarlarında huzurpınarını açarak şu dursun, bunu kaldır dedikleri de olmuştu. Hatta kendi bilgisayarlarından bazı bilgileri vermişlerdi (2008 de Yalova'da). Sarıyer'de 2008 senesinde ekim ayında huzurpınarı için şu nasihatleri yapmışlardı: "Ekibini sağlam kur, bundan sonra bir müddet hızlı büyürsünüz. Bizim işimiz insanlar kurtulsun diye uğraşmak, ahiretde yanmasınlar diye uğraşmaktır. Dinimizin yayılması için çalışanlar, Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" vârisleridir. En zor iş, dîne hizmet etmektir. Allahü teala sevdiği işi sevdiklerine yaptırır, sevmediği işi sevmediklerine yaptırır. Allahü tealanın en sevdiği iş, dinimize hizmet etmektir. Kim dîne hizmet ederse din ona sahip çıkar. Dîne hizmet eden aziz olur. Ölürken şehid olarak ölür. Emr-i maruf sevabı, harp meydanında gazaya verilen sevabdan daha fazladır. Bu zamanda fitne çıkarmadan hizmet edebilmek çok mühimdir. İyilerin düşmanı çok olur. Hased edenler de çok olur, bazı şeylere kulağınızı kapayın. Bu dinin iki tane ayağı vardır. Birincisi öğrenmektir, ikincisi de öğretmektir. Eğer bize ecdadımız dinimizi öğretmeselerdi, biz şimdi kim bilir ne olurduk! Eğer onlar canlarıyla, mallarıyla, kanlarıyla, bol fedakârlıklar göstermeselerdi, hiç birimiz İslamiyyeti bilemezdik. Peki bizden sonra gelecek olan nesiller, ecdadımız bir sürü fedakârlık yapıp size bunları öğrettiler, peki sizler bize bunları niçin öğretmediniz derlerse halimiz ne olur? Onun için az da olsa bir şeyler yapmalıyız. Hiçbir hasenâtı geri çevirmemeliyiz. İmam-ı Rabbani hazretleri kuddise sirruh buyuruyorlar ki; Allahü teala bir kuluna iki şeyi vermişse, ona her şeyi vermiştir. Birincisi, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadı. İkincisi, ilim öğrendiği kimsenin Allah adamı olması. Allah adamı olmak çok zordur. Padişaha yazdıkları bir başka mektuplarında yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki; Bütün vaazların, bütün nasihatlerin özü, Allah adamlarıyla beraber olmaktır. Çünki bu dünyada kim ile beraber olunursa, kim sevilirse, ahirette de onunla beraber olunacaktır. Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam buyuruyorlar ki; Kişi sevdiği ile beraberdir. El mer'ü mea men ehabbe. Allah korusun, bir Allah düşmanına muhabbet beslersen, onunla beraber olursun. Bir Allah dostuna muhabbet beslersen, onunla beraber Cenette olursun. İnsanlar yanmasın diye uğraşmamız lazım. Sizin ahiretde kurtuluşunuz huzurpınarı ile olur. Huzurpınarı, Hocamızın anlatılmasında çok hizmet ediyor. Bu hizmetlerinizden memnunuz. Hocamız buyuruyordu ki; "Kalbden kalbe bir yol vardır; o yol, muhabbet yoludur. İş, o yolu ele geçirmektir. Bu muhabbet yolu ele geçerse, insan sevdiği ile beraberdir. Gece de beraberdir, gündüz de beraberdir. Dünyada da, ahiretde de beraberdir. Kabrde de, mahşer yerinde de beraberdir. Sevince beraberlik böyle olur" buyuruyorlardı. "İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli" buyuruyorlardı. Çünki Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, dünyada kimi severseniz ahiretde onun yanında olursunuz buyuruyorlar. Onun için, Kim olduğunuz değil, kiminle olduğunuz önemli. Ahiretde nerede ve kimlerle beraber olmak istiyorsak bu tercihi dünyada yapmalıyız. Kurtulmak için kurtulanlarla beraber olmak lazım. Son nefesde beyindekiler silinir, fakat kalbdekiler kalıcıdır. Beyin, bilgi yeridir, kalb ise sevgi yeridir. Son nefesde iman ile ölmek veya imansız ölmek, kalbdeki sevgiye tabidir." Enver abim, asırlarda ender yetişen çok müstesna bir insandı. Allahü teala rahmeti ile merhameti ile muamele eylesin inşallah. ........ devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 567 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... -6- Geçen haftanın devamı: Elhamdülillah Enver abimin her emrini yerine getirdim, ne söylemişlerse hepsine peki dedim. Danışmadan da hiçbirşey yapmadım. Hele ki hizmet konularında mutlaka danıştım. Huzurpınarında ne yayınlanmışsa hepsi bir gün evvelden Enver abime gönderilirdi. Cuma yazıları gibi veya hocamızın hayatından hazırlanılanlar gibi yazılar mutlaka sorulurdu. Hatta çoğu yerleri kaldırırlar veya değiştirirlerdi. Hatta birkaç keresinde de telefon ederek, şu kelimeyi değiştirdim buyurmuşlardı. Şunu şöyle yayınlayalım mı diye sual ettiğim bazı meselede, "yayınla" değil de, "şöyle yayınlayalım" diye cevap alırdım. Sonundaki "lım" kelimesi çok hoşuma giderdi. Huzurpınarına sahip çıktıklarını, himayelerinde olduğumuzu anlardım. (Bu arada mühim bir sır vereyim... Cuma yazılarını hazırlarken en zor mesele şu idi ki; Enver abimin sözlerini, Enver abimden bahsedemeden yazmağa mecbur olmak... Çünki emir ve izin böyleydi... Bana en zor, en acı gelen bu idi. "Benden bahsetmeden, Benim sözüm olduğunu belli etmeden yaz" buyurmuşlardı. Cuma yazıları sadece Enver abimin sözlerinden olduğu halde, kendisinden bahsedememek en zor yanı idi). Son birkaç sene evveline kadar herşey hazırlanırken soruldu, tasdik edildikten sonra yayınlandı. Birkaç sene evvel, hazırlanma sırasında nasıl karar verileceğinin hususi usullerini öğrettiler. Ondan sonra hazırlanırken sorulmadı ise de, yine de yayınlanmadan bir gün evvel mutlaka kendilerine arz etmek âdetimiz halinde idi. Vefatlarına kadar da bu böyle devam etti. Şu anda Enver abim her ne kadar aramızda değilse de, vefatlarından birkaç ay evvel sohbetlerinde devamlı olarak, sık sık anlattıkları bir mesele şöyle idi; "Ölüm bir odadan diğerine geçmek gibidir" buyururlardı. Eminim ki bizim halimizden haberdardırlar. Enver abim hayattayken kendilerinden bahsettirmezlerdi. Abdülhakim efendi hazretleri, büyüklerden bahsederken "İnsan onlardı, biz kimiz ki.." buyururlarmış, kendisinden bahsetmezlermiş, her zaman hocasından ve büyüklerden bahsederlermiş. Biz hocamızdan da bunu gördük, hiç bir zaman kendisinden bahsetmez, bahsettirmez, her zaman hocası Abdülhakim efendi hazretlerini, İmâm-ı Rabbânî hazretlerini, Mevlâna Hâlid hazretlerini anlatır, Onların büyüklüklerini anlatır, kendisinden bahsetmezlerdi. Enver abim de bu yolun devamı idi. O da kendisinden bahsetmedi, bahsettirmedi, her zaman sadece hocamızı ve diğer büyükleri anlattı. Kendisini setr etti, gizledi. Bize sadece bir abimiz olarak görülmek istedi. Demek ki hakîkaten insan Onlarmış, büyüklük bu imiş.. ........ devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Âb-ı Hayat - 560 (Cum'anız mubarek olsun efendim)
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Allahü tealaya emanet olunuz efendim ali zeki osmanağaoğlu Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.... Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder. O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir... .......... ... -5- Geçen haftanın devamı: Yine böyle hususi bir günde 2007 senesi, nisan ayının 5'inde Holding'de Enver abim Kadı İyad hazretlerini anlatırken buyurdular ki; "Efendim Kadi İyad hazretleri var, Şifa kitabı basıldı kitapevimizde. Dünyaya gönderiyoruz. O Kadı İyad hazretleri buyuruyorlar ki; sevincimden göklerde uçuyorum. Yıldızlar ayaklarımın altında dolaşıyor. Elimi uzatsam ayı tutacağım, o kadar sevinçliyim. Demişler ki; Hocam hayırdır inşallah. Sizi bu kadar sevindiren nedir? İki şeye çok seviniyorum demiş. Abiler, size müjdeler olsun, bu iki şey hepimizde var. Onun için siz de çıkın göklere, yıldızlar ayaklarınızın altında dolaşsın, o kadar şanslıyız yani. Boşuna gitmedik demek ki orayı ziyarete. Bu hatıra anlatılsın diye. Bakın ne diyor bu mübarek zat. Diyor ki; Bu yerleri gökleri yaratan, her an her şeyi varlıkta bulunduran, kainatı yoktan var eden yüce Allah beni insan yerine koyuyor. Bana iş veriyor, bana görev veriyor. Bu ne büyük şeref. Namazını kıl, şunu ye, bunu içme, bunu yap, bunu yapma. Bunu kim kime söyler diyor. Düşünün, böyle bir yüce Allah böyle bir adama diyor ki; şunu yap, şunu yapma. Bundan daha büyük bir şeref ne olabilir bir mümin için diyor. Beni muhatap kabul eden, Ahmet, Mehmet, Hüseyin değil. Emrediyor bana Kur'an-ı kerim de Cenab-ı Hak, bana iş veriyor. İki; Nasıl sevinmeyeyim ki benim hocam Muhammed aleyhisselam. Çünkü benim hocamın, hocasının hocası ona dayanıyor. Onun hürmetine bütün kainat yaratılmış. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi, en üstünü, en mübareği beni talebe kabul etmiş. Sen benim talebemsin, sen benimle berabersin. Ben nereye gidersem sen de oraya gideceksin diyor. Ben nasıl sevinmeyeyim. Onun emrine peki dedik. Allah dedirtiyor tabi, biz nasıl diyelim. Ümmetim dedi. Biz de peki dedik, haşa biz kimiz. Biz değil, o bizi kabul etti. O halde abiler, vallahi, tallahi, billahi bu kadar büyük şerefe, bu kadar büyük nimete kavuşan dünya için üzülürse, nasıl dayak yer bilemiyorum. Bugün Mübarek Hocamızın bir arkadaşa yazdığı bir mektubu okudum. Orada aynen şu ifade geçiyordu. Kardeşim, eğer siz bu kadar nimete kavuştuktan sonra hâlâ dünya için üzülürseniz büyükler size incinir, Allah size gücenir. Tabir bu. Mektup yukarıda. Yazılan kişi de belli. Ben yazmıştım. (Mübarekler söyledi). Sonra fotokopisini gönderdiler. Tesadüfen o mektuba baktım. Bir cümlesi böyle. Sakın diyorlar üzülmeyin. Siz o kadar büyük bir nimete kavuştunuz ki, o nimete kavuştuktan sonra hâlâ dünya için üzülürseniz büyükler size incinir, Allah da gücenir. Tevbe de ! Tevbe. Allah Allah. Sakın ha! Hele hele ufak işlerde bulunursanız. Ana! Ana! Ne diyeyim, yani bir milyar doları olan bir vatandaş kaybettiği on liraya gözyaşı döküyor diye düşünürüm. Çok fena! O halde bu sağlık nimeti, bu iman nimeti, bu şerefli ümmet olmak devleti yanında abuk sabuk işlerle sakın vakit kaybetmeyelim ve üzülmeyelim. Neşelenmek bizim hakkımızdır. Allah nasip etti çünki. Bizi kulu kabul etti ve Hazret-i Peygambere ümmet yaptı." Enver abim bunları anlattıktan sonra, aynı sohbet içinde, bakalım bunu kim şiir yapar buyurmuşlardı. Bu sohbetten sonra Almanya'ya gittiler, 1 ay kalacaklardı. Ben de bu anlatılanlardan, alttaki şiiri hazırlayıp, huzurpınarı hizmetleri ile ilgili raporu gönderirken bu şiiri de göndermiştim. Şiiri ve gelen cevabı altta kopyalıyorum. Öyle neşeliyiz seviniyoruz, sanki bulutlarda dolaşıyoruz, uzansak ay'ı elimizle tutarız, eğilsek yıldızları toplarız. Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz, onun emr ve yasaklarına tâbîyiz, ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz, uğruna kâinatı yarattı rabbimiz. Herkes kendi hocasıyla övünür, benim sahibim kâinatın en üstünüdür, hocamın hocalarının hocasıdır o server, O'nsuz olunur mu iki âlemde münevver. Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir, kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir, bu kadar nimet içinde kim ki üzüntülüdür, milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir. Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz... Müjdeler olsun, kavuştuk nimetlere, daha ne isteriz. buna rağmen dünya için hâlâ üzülürsek biz, Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz. ............... From: Enver Ören [mailto: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır ] Sent: Friday, April 20, 2007 8:09 AM To: Ali Zeki Subject: Re: cumaniz mubarek olsun efendim Sizin de cumanız mübarek olsun. Allahü teala din ve dünya seadeti versin. Hepsini okudum. Sabah sabah ruhumu yıkadın. Ne mübareksin maşaallah. Allahü teala hizmetini ve himmetini arttırsın. Dünyan ve ahiretin mamur olsun. Çalışmalarına ve aldığın sonuçlara hayran oluyorum. Hele cuma şiirinin sonlarında gülmemek mümkün değil. Aynen yazmışsın. Gelen cevablar ne kadar güzel. Allahü teala bütün dualarını kabul etsin. İnşaallah yakında kavuşacağız. Allaha emanet olun. ........devamı haftaya inşallah. Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi. Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı. Hayat onunla güzeldi. Fî emanillah.
 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.